Zeynep Alnıaçık Ulutaş – Bir Müzisyenin Yolculuğu

Röportaj: Arda Tunççekiç


Zeynep Alnıaçık
Zeynep Alnıaçık Ulutaş

Zeynep Alnıaçık Ulutaş 1979 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı‘nda Prof. Engin Sansa ile viyolonsel çalışmalarına başladı. 1988 yılında İtalya’da Andre Navarra’nın yaz kursuna katıldı. 1989 yılında Konservatuvar Orkestrası eşliğinde Elgar’ın viyolonsel konçertosunu çaldı. Aynı yıl H.Ü. Devlet Konservatuvarından mezun olarak Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasına girdi. 1991 yılında İtalya’da Rocco Filippini’nin yaz kursuna katıldı. 1992 yılında İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile 1996 ve 2006’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile konserler verdi. Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne sanatları Fakültesinde Eldar İskenderov’la masterını tamamladı. Bilkent Akademik Senfoni Orkestrası‘nın solo çellisti Hayrettin Hoca ile de iki yıl çalışan sanatçı bugüne kadar bir çok resital, oda müziği ve radyo televizyon kayıtları yapmıştır.

Zeynep Alnıaçık Ulutaş kadın üyelerden oluşan Ancyra Ensemble ve Quartet Mapa’nın kurucu üyesi olup, aktif olarak görev yapan sanatçı halen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası üyesidir.

Zeynep Alnıaçık Ulutaş Ancyra Ensemble
Ancyra Ensemble

Müzikle ne zaman ve nasıl tanıştınız? 

Müzikle profesyonel anlamda tanışmam konservatuvara girişimle oldu. Öncesinde ilk öğretimde her öğrenci gibi müzik derslerim vardı, o yaşlardaki bir çok çocuk gibi blok flüt ve melodika çaldım.

Fakat şöyle birşey var, iki farklı müzik öğretmenim annemle görüşerek kulağımın iyi olduğunu anneme söylemişlerdi ve konservatuvarda müzik eğitimi almamı önermişlerdi. Ama o zamanlar ben nota okumayı bile bilmiyordum.

Peki öğretmenleriniz söyledi diye mi konservatuvara girdiniz?

Hayır çünkü hayallerimde bale vardı ve balerin olmak istiyordum. 5. sınıftayken anneme çok ciddi baskı yaptım. Beni Kuğu Bale Stüdyosuna yazdırdı. Türkiye’nin ilk bale koreografı olan Sait Sökmen ile bir yıl çalıştım. Konservatuvara giriş için bale bölümünün sınavına girdim ama kabul edilmedim. Oldukça şaşırmıştım, çünkü iyi olduğumu düşünüyordum. Sonrasında, konservatuvarın müdür yardımcısı anneme bir kaç gün sonra da müzik sınavı olduğunu, ona da girebileceğimi söyledi.

İlk başta çok üzülmüş olmama rağmen henüz konservatuvarda bir yıllık öğrenci olan Çağlayan Ünal ile tanıştırmışlardı. Viyolonselin sesini ilk ondan duymuştum. O kadar etkileyiciydi ki, bale tamamen aklımdan çıkmış viyolonsele aşık olmuştum. Sevgili Çağlayan beni kısa zamanda sınava hazırladı.

Konservatuvar sınavı nasıl oluyor, biraz bahsedebilir misiniz?

Konservatuvar giriş sınavında bizim kulak sınavı diye tabir ettiğimiz sesle ilgili sorular soruyorlar. Ritim duygunuza bakıyorlar. Bir kaç melodiyi sizden tekrar etmenizi istiyorlar. Viyolonsel için ellerinize bakıyorlar uygun mu değil mi diye. Mesela keman için ince uzun eller tercih ediliyorken viyolonsel için biraz büyükçe ve etine dolgun olabilir.

Sınav sırasında “hangi bölümü istiyorsun” diye sordular. Ben de “annem piyano veya keman istiyor ama ben viyolonsel istiyorum” dedim. Sonrasında viyolonsel hayatım başladı.

Viyolonsel ile çello aynı müzik aleti mi?

Haklısınız farklı müzik aletleri oldukları düşünülebiliyor. Viyolonsel kelimesi Türkçe’ye Fransızca’dan girmiş. Almanca’da violoncello ya da cello, İngilizce’de cello diye geçiyor. Türkçe’de artık ikisi de kullanılıyor.

Viyolonsel büyükçe bir müzik enstrümanı. Kaç kilodur bir viyolonsel? Taşıması zor olmuyor mu?

Evet büyük bir enstrüman ama neyse ki kontrabastan küçük olduğu için şanslıyım. Kutusu ile ağırlığı 6-7 kiloyu bulabiliyor.

Peki örneğin keman çalanlarda boyunla ilgili rahatsızlıklar olduğunu duymuştuk, viyolonsel çalarken sizin herhangi bir meslek hastalığınız oldu mu?

Tabii. Benim de çoğu müzisyende olduğu gibi, meslek hastalığı olan boyun fıtığı ve düzleşmem var. Profesyonel seviyede viyolonsel çalanlarda sık görülen şeyler bunlar. Ara ara kendimi güçlendirmek için fizik tedavi görürüm.

Konservatuvar sonrasında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasına girişiniz nasıl oldu? 

Zeynep Alnıaçık Ulutaş Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası
Zeynep Alnıaçık Ulutaş – Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası

O zamanlar en büyük hayalim CSO ‘ya girmekti. Değerli hocalarımın yolundan ilerlemek istedim. Mezun olduktan sonra CSO’nun açtığı sınava girdim ve kazandım. 30 yıldır da CSO’da çalıyorum. Benim için orkestrada çalmak çok önemli. Orkestrada bir bütünün parçası oluyorsunuz. Klasik müziği çok seviyorum, orkestrada bir eseri seslendirirken o müziğin var oluşunda sizin katkınız oluyor. Bu oluşumun içinde var olmak büyük bir tatmin duygusu veriyor. Çok sevdiğim bir yerde, çok sevdiğim işi yaptığım için şanslıyım.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası prova. Zeynep Alnıaçık
Zeynep Alnıaçık Ulutaş – Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası – Prova Sırasında

Çalmayı en sevdiğiniz eserler diye sorarsak isim verebilir misiniz?

Genelde eserleri ayırt edemiyorum çünkü hepsini seviyorum diyebilirim. Yine de en favori sevdiğim besteciler Dvorak, Beethoven, Prokofiev desem yanlış olmaz. Beethoven’ın 9. senfonisi muhteşem. Dvorak viyolonsel konçertosonu da çok seviyorum. Ve tabii viyolonsel için yazılmış eserler en sevdiklerimden.

Çalarken sizi zorlayan eserler var mı?

Bazı pasajlar zorlayıcı olabilir. Bir çok eserde de zorlayıcı pasajlar olabiliyor, bunları çalışmak gerek, çalıştıkça zorluklar ortadan kalkıyor.

Bir de eserleri dönemsel (barok/romantik/klasik) düşünmek gerek. Örneğin bir barok eserini romantik bir şekilde çalamazsınız. 1600’lerde Bach Vivaldi , Barok dönem başlıyor. Sonrasında klasik dönem başlıyor. Eserleri ait oldukları döneme göre icra etmek gerekir. Çaykovski’yi barok, Beethoven’ı romantik ifadelerle çalamazsınız, zorluklardan biri bu diyebilirim. Önemli bir kriterdir bu. Çaldığınız eserin ait olduğu dönemi, o dönemde nasıl çalındığını bilmeniz gerekiyor.

Sahnedeki en ilginç anınız?

Bir keresinde konserde, seyircilere yakın oturmuş çalıyorken, kaptırmışım kendimi, nasıl olduysa elimden arşe uçtu. Arşe 2-3 mt havada uçtu ve seyircilerden birinin önüne düştü. O an sanki müzik durdu, zaman durdu benim için, ağır çekim izledim havada arşeyi. Ve bütün hayatım gözümün önümden geçti. Seyirciyle göz göze geldik. Sonra sordu, “getiriyim mi” dedi.. Çok nadir olsa arşenin düşürüldüğü olabiliyor ama böyle havaya fırlaması hayatımın en utanç verici anı diyebilirim.

Biyografinize baktığımızda Gazi Üniversitesinden pedagojik formasyon sertifikası almış olduğunu gördük, bu alanda neler yapıyorsunuz?

2014 yılında pedagojik formasyon sertifikası aldım çünkü okul açma gibi bir hayalim vardı, o sırada viyolonsel öğrencilerim vardı, dersler veriyordum, daha faydalı olabilmek için pedagojik formasyon yaptım. Gazi üniversitesinde eğitim almak bu yaşımdan sonra beni heyecanlandırdı, öğrenmeye olan merakımı daha da arttırdı. Başka neler yapabilirim diye de araştırmaya başladım. Başka neler yapabilirim derken, kendimi nasıl geliştiririm diye araştırırken, kendimi koçluk yolculuğunda buldum.

Evet bir de Sola Unitas‘tan aldığınız ilişki koçluğu, öğrenci koçluğu ve takım koçluğu sertifikalarınızı gördük, Aktif olarak koçluk da yapıyor musunuz?

Tabii, tamamen kendi kişisel gelişimim amaçlı girmiştim bu yola. Hayatımda kendime yaptığım en iyi yatırım diyebilirim. Çok güzel şeyler öğrendim ve öğrendiklerimle kendime, aileme ve çevreme faydalı olmaya çalıştım öncelikle. Öğrendiklerimin sadece bende kalması durumunda bunun çok bir anlamı olmayacağını, çevreme yansıtabilirsem esas o zaman katkı sağlamış olacağımı düşündüğümden dolayı öğrencilere de koçluk yapıyorum.

Koronavirüs salgını nedeniyle bir süredir konserlere ara verilmiş durumda, bu zamanlarda neler yapıyorsunuz? Müzik dersi veriyor musunuz? Ya da koçluk çalışmalarınıza devam edebiliyor musunuz? 

Zeynep Alnıaçık. Bilkent Üniversitesi Sahne Sanatları Fakültesi semineri.
Zeynep Alnıaçık Ulutaş – Bilkent Üniversitesi Sahne Sanatları Fakültesi – Seminer sonrası

Gençlere ve müzisyenlere kariyer hedeflerine ulaşmalarına yardımcı oluyor, yaşadıkları zorluklarda onlara destek oluyorum. Hatta bu zor dönem için gönüllü koçluklar başlattım. Şu an 10 gence koçluk yapmaktayım, 2 de viyolonsel öğrencim var. Bu dönemde bir katkı sağlayabilmek için hizmette bulunmak istedim. Önemli olan gençlerin hayatlarına dokunmak. Onlara bu zamanda faydamın dokunması beni çok mutlu ediyor.

Klasik müzik sanatçısı olmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz neler olabilir?

Müzisyen gençlere kendilerine hedef koymalarını öneririm. Gelecekte nerede görüyorlar kendilerini, ne yapmak istiyorlar? Hedeflerini koyarken, değerlerini de iyi biliyor olmalılar.

Değerler derken?

Hepimizin öncelikleri farklıdır, bizi biz yapan değerler vardır. Örneğin bazı kişilerin aile değeri, bazılarının ise özgürlük değeri yüksek olabilir. Çünkü genelde hedefler ve değerler örtüşmez ise problemler yaşanabilir. Örneğin aile değeri yüksek ise ve çoğu genç gibi şu an yurtdışını hedefliyor ise, ailesinden uzakta olmak onu çok zorlayabilir ve başarısını düşürebilir. Veya tam tersi, özgürlük değeri yüksek bir gencin orkestraya katılması yine verimliliğini düşürebilir. Bu nedenle gençlerin bir koç eşliğinde değerlerini bilerek kendilerine uygun hedef koyması başarısını arttıracaktır.

Çalışırken de en önemli şey disiplinli olmak, çaba göstermek, araştırma yapmak ve yeteneğini geliştirmek.

Babamın ben gençken bana söylediği bir öğüdü vardı. “Yapabileceğinin en iyisini yap!..”

Önemli olan gençler kendilerine sormalı elimden gelenin en iyisini yapıyor muyum diye.

Bize ayırdığınız zaman için çok teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

Ben de bu güzel röportajınız için teşekkür ediyorum.


Son yazılar