Full 1
RASİME EŞELİOĞLU
Toplumsal Cinsiyet: Imposter Sendromu ve Birkaç Podcast Önerisi
Full 1
Serbeststil.com için ilk yazıyı bir çırpıda yazmış, hevesle özgürce yazacağım yazıları, seçeceğim konuları düşünmeye başlamıştım. Aklımdan geçenleri özgürce dile getireceğim “adil bir dünya” hayalimde kuşkusuz ki beni en çok soru sormaya, cevap aramaya, düşünmeye ve çalışmaya iten konu “kadın erkek eşitliği” daha doğrusu eşitsizliği oldu. Giriş yazısından sonra seçeceğim konu da toplumsal cinsiyet olacaktı tabii ki. Ama o da ne, elim bir türlü gitmiyordu yazamaya. Tarihlere bakayım derken yeniden ve yeniden bu konuda yazılmış tezleri okurken, eski makalelerime eleştirir gözlerle bakıp keşke şunları da ekleseydim derken, hayalimde yazmayı planladığım yazıyı ise daha yazmadan en sert şekilde eleştirirken buluyordum kendimi!

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Sevgili Gülriz Uygur Hocanın emekleriyle gün geçtikçe gelişen ve büyüyen hukuk kliniklerinin ilk adımları olan “aile mahkemeleri çalışma grubu” ve sonrasında “ev-içi adalet seminerleri” ile hayatıma dahil olan toplumsal cinsiyet kavramı, yüksek lisans ve doktorada KASAUM’dan aldığım dersler; katıldığım, bazen konuştuğum toplantılar, yazdığım metinler, hali hazırda asiste ettiğim ve katkı sunduğum dersler ile dahil oldu akademik ve özel yaşamıma. Yani görünürde bu konu hakkında hem de son derce özgür ve bana dilediğim sesi çıkarma hakkı veren, tüm farklı sesleri faklı renkleri paylaşmaya hazır bir platformda yazmaya çekinmem için hiçbir neden yoktu.

Imposter Sendromu: Terapiler ve Podcast’lerce…

Evde, marketten aldıklarımı yıkarken veya yemek hazırlarken dinlediğim, karantina günlerinde en sevdiğim misafirlerim olan podcast yayınlarından, ilk olarak “Merdiven altı terapi”, daha sonra dört genç kadının sohbetlerinden oluşan “Kendimiz için yapıyoruz” kanallarında “imposter” sendromundan bahsettiklerini duydum ve hem içerisinde bulunduğum ruh haline hem de öncesinde toplumsal cinsiyet ile ilgili yazmayı planladığım “özel olan politiktir” söylemine ne kadar da uygun  olduğunu fark ettim.  

Ne kadar iyi bir eğitime, kariyere sahip olsa da sahip olduğu her şeyi şans eseri kazandıklarına inanıyor ve kendilerini bir “sahtekar” olarak görüyormuş bu sendroma sahip kişiler ve durumun vahametini en iyi anlamamızı sağlayan örnek; Albert Einstein! Zekasıyla, hatta bunu en nicel haliyle IQ puanı ve kazandığı Nobel ile kanıtlayan Einstein bile kendini yetersiz, başarısız hissediyormuş!

imposter sendromu ve einstein

Başka bir şaşırtıcı örnek de Oscar ödüllü oyuncu Kate Winslet! Evindeki Oscar’a bakarak “Zaten Akademi de hep yanlı seçimler yapıyor” dediğini hayal edebiliyorum; hatta belki de göremeyeceği bir yere kaldırmıştır bile heykelciği. Bunu bu kadar iyi hayal edebilmemin nedeni de bu sendromdan kadınların erkeklere oranla daha fazla muzdarip olması olabilir.

KATE WİNSLET
Hatta ilk olarak sadece kadınlara özgü olduğu şeklinde tanımlanmış bu rahatsızlık 1970’lerde. Zamanla, belki de toplumsal cinsiyet mitlerinin yıkılması ile erkeklerin de hikayelerini duymaya başlamışız doğrudan veya dolaylı olarak. 

Duygusal Emek ve Akademide Toplumsal Cinsiyet

Amerikalı sosyologlar Jessica Collet ve Jade Avelis; kadın akademisyenler ile yaptıkları çalışmada başarıları saklama ve hatta baltalamalarının nedeni olarak bu sendromu görmüşler. Yakın zamanda “duygusal emek” kavramı ve toplumsal cinsiyetin bunun üzerindeki rolünü araştırırken karşılaştığım verilere göre de; Türkiye’de kadın ve erkek araştırma görevlileri sayısı sırasıyla 24.530 ve 23.866 iken; kariyerin ilerleyen basamaklarında yalnızca 8.356 kadının profesör olduğu, erkek profesörlerin sayısının ise 18.097 olması idi. Amerika’dakine benzer verilerin nedeni toplumsal cinsiyet eşitsizliği; bu eşitsizliği derinleştiren politika ve yasalar; ayrıca bunların sonucu olarak her adımında bu eşitsizliği pekiştiren örneklerle karşılaşan kadınların sessizliği, kabullenişi, içselleştirmesi…

Şimdi eğitim hayatınızda, iş hayatınızda hatta evinizde aklınıza gelen örnekleri bir düşünün; başınıza gelenleri, görmemezlikten geldiklerinizi, görmek istemediklerinizi. Tüm bunların bilinci ile içimde susturulmaya çalışan ve zamanla da kendini susturmayı öğrenmiş kadının sesini çıkarmaya başlamış olmasının zorluğu ile geç de olsa soruyorum, bir sonraki yazının da başlığı olacak soruyu, 

"Özel olan politik değil de nedir?"

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Son yazılanlar: