TANRI’NIN ELİ

Anatomi amfisinde sesleri hala yankılanan Kaplan Arıncı ve Alaettin Elhan hocalarıma saygıyla… 

Selman Vefa YILDIRIM


Çoğunlukla halihazırda var olan, kullandığımız veya bildiğimiz birçok aracın, aletin veya bilginin eskiden beri sanki bu haliyle var olduğu alışkanlığı ya da nasıl demeli mahmurluğu ile yaşarız. Sabah hastaneye gelip önlüğümüzü giyer, steteskopumuzu boynumuza dolar, ekokardiyografinin açma düğmesine basar, otoskopumuzu temizler ve hastalarımızı kabul ederiz. Mekanik iş tempomuzu tamamladığımızda önlüğü yerine asar, steteskopu çekmeceye bırakır ve diğer araçları kapatır çıkarız. Oysa bunların varoluşları ya da keşifleri çok derinlikli öyküler, karmaşık süreçler bazen de ilahi diyebileceğimiz tesadüfleri barındırır. Tarih de böyledir, hele de tıp tarihinde ilerlemenin kritik bazı noktalarında bir El’in devreye girdiğine tanıklık edilir kimileyin.

Padua’da tıp fakültesinin genç ve yetenekli yeni hocası Vesalius, kütüphanede Hipokratik Corpus’tan bazı metinleri yeniden okumaktadır. Okurken notlar da alır ve düşünür: Hipokrat ve öğrencilerinin tıbbı, rahibin, büyücünün, şamanın elinden, göksel olandan alarak dünyevi alana, bilgi yoluna sokmasının, hastalıkların bir nedeni var demiş olmasının ne büyük bir devrim olduğunun farkındadır. Büyük bilge filozof Aristo’nun doğaya dair düşüncelerinin etkisi barizdir Hipokrat üzerinde. Hipokrat, hastalıklar ve tedavi yaklaşımlarında çok önemli katkılar yapmış, diğer ustası büyük hekim Galen de organların yapısı ve işlevleri hakkında kimi yeni bilgiler eklemiş olsa da, kısıtlamalar ve yasaklarla geçen yüzyıllar boyunca işte hala aynı yerde dolanıp durmakta olmaları canını sıkmaktadır. Hipokrat’ın dört salgı çevresinde dönen ve şekillenen Galen döneminde çok az yol alan ve “kan alma” tedavisinden öteye geçilemeyen, Avicenna’da da bazı yöntem ve yaklaşım değişiklikleri dışında aynı kalan, ilerleyemeyen bir yolda tıkanmış olmak hiç de hoş bir durum değildir, Vesalius’a göre.

Bilgi yolunda son yıllarda gelişmelerin olması, resimde ciddi ve özgürlükçü yeniliklerin varlığı, insanların daha iyi ve özgür yaşamlar istemesi, dinsel tahakkümün yıkılma eğilimine girmesi umutlarını arttırmıştır; zaten Padua Üniversitesi’ne gelmesindeki en önemli sebeplerden birisi yasakçı, tutucu zihniyetin burayı terk etmiş olması değil midir?

Primum non nocere (önce zarar verme)” diye kafasında dolanan o en büyük düsturla kararını verir. İnsan denilen bilinmezin sırlarını açığa çıkarmak için onu görünür kılmak gereklidir. Hekimlerin, daha önce sadece yaralılarda gördükleri ve ama ne biçimlerini ne de işlevlerini bilmedikleri “şey”lerden oluşan, bazı hayvanların içlerine bakarak çıkarım yapmaya çalıştıkları “şey”leri, gün yüzüne çıkarmaktır niyeti. Yöntemini belirledikten ve bıçaklarını hazırladıktan sonra, iyi bir illüstratörü de yanına alarak çalışmalarına başlar.

Vesalius, yoğun birkaç yılın sonunda 1543 yılında çalışmasını bitirir, düzenler ve en iyi matbaada en kaliteli kağıda bastırarak De humani corporis fabrica adını verdiği eserini yayınlar.

De humani corporis fabrica’dan bir illüstrasyon

Yedi ciltten ve 270 civarında üst düzey çizimden oluşan eserinin ilk cildinde en detaylı haliyle iskelet sisteminin kemik ve kıkırdaklarını, ikinci cildinde kas ve bağ sistemini, üçüncü cildinde ven ve arterlerden oluşan damar sistemini, dördüncü cildinde sinir sistemini, beşinci cildinde beslenme ve üreme ile ilgili sistemleri, altıncı cildinde kalp ve ilişkili sistemleri ve son ciltte de beynin yapısını incelemiştir. Basımı ve dağıtımının ardından çok çabuk ve haklı bir üne kavuşur eser.

Vesalius, bu çalışmasıyla 1500 yıldan beri değiştirilemez bir öğreti haline gelmiş meslektaşı Galen’i “yanlışlayarak” tıp biliminde çığır açar, pratik anlamda da çok önemli bir şey yapar: cildin altında gizli insan vücudunu görünür kılar.

Tıp biliminin “bilgi” yolu belli belirsiz bir patika olmaktan çıkmıştır artık.

İlerleyen yıllarda anatomi ve çevresindeki çalışmalar modern tıbba giden yolda önemli bir aydınlanma aracı olmaya devam eder. Ancak bilgi üretimi ve ilerleme şimdiki hızında değildir elbet. Bilinmezler hala çoktur. Artık organların şekilleri, birbirleriyle ilişkileri biliniyordur ama neyi, nasıl yaptıkları konusu muğlak birkaç bilgi kırıntısından daha fazla değildir.

Kan denilen ve yaşamsal önemi olan sıvının dolaşımı Vesalius’un da gösterdiği üzere Galen’in yazdığı gibi değildir. Kalbin içine damarlar yoluyla gelen ve damarlar yoluyla çıkan kanın dolaşımının öğrenilmesi Vesalius’un açtığı bilim yolundaki ikinci büyük adımdır. Bu, Vesalius’tan yüz yıl kadar sonra bu konuya kendisini adayan William Harvey tarafından atılır. Harvey’nin kalp, kan, büyük dolaşım ve küçük dolaşımı gözlemleyip neredeyse tam olarak tanımlaması ve bunu yayınlaması ile fizyoloji biliminin de temeli kurulmuş olur. 1628 yılında Frankfurt’ta basılan 72 sayfalık, kendi küçük etkisi büyük kitabın adı Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus, yani kalbin ve kanın hareketlerinin anatomik araştırılması, tarihteki yerini alır.    

Vesalius’tan iki yüz, Harvey’den yüz yıl kadar sonra Vesalius’un izinden giden bir başka Padua Üniversitesi profesörü, Giovanni Battista Morgagni, hasta, hastalıklı organlar ve görünümleri üzerine yaptığı 700’den fazla otopsi raporunu ve çizimini içeren kitabını yayınlar: De Sedibus et causis morborum per anatomem indagatis (Anatomi aracılığıyla hastalıkların nedenleri ve yerleri üzerine). Böylece modern tıbba giden yol daha da genişler. Morgagni, hastalıkların organlarda yaptıkları hasarı, değişiklikleri saptaması ve göstermesiyle, sağlıklı organdan hasta olanı ayırt edici özellikleri “görünür” kılar.

Bilim yolunun bu şekilde açılmasıyla daha kısa sürelerde çok daha fazla bilgiye ulaşılabilir hale gelinir. Pratik ve teorik anlamda 18 ve 19. yy’da birçok gelişme kaydedilir. Ama 19. yy. sonunda öyle bir şey olur ki, tıbbi yaklaşımı çok keskin bir değişikliğe uğratır.

Fizik profesörü W. Conrad Roentgen, laboratuvarında o güne dek az bilinen bir ışın tipinin izlerini yakalamış, katot tüplerinden bu ışının geçirgenliğini farklı nesnelerle test ederken, önce bir siyah kağıt, bir tahta parçası, alüminyum derken son olarak bir kurşun levha koyar tüpün önüne ve karşıda kurşun levhayı tutan ellerinin kemiklerini görür. Önce şaşırır anlam veremez, sonra kendini toplar; müthiş bir şeyle karşı karşıya olduğunu bilecek kadar zeki ve dikkatlidir. Bu gözleminin elbette peşini bırakmaz; bir yanlışlık, bir yanılgı, anlamsız bir tesadüf olup olmadığını anlamak için birkaç gün sonra karısı Bertha’nın elini koyar katot tüpünün önüne.

Bertha’nın eli…İlk röntgen filmi…

İşte yine o görüntüyü elde etmiştir, ama bu kez hazırlıklıdır ve fotoğrafik kaydını da almıştır.

Bu buluşla, yani X ışınlarının insan vücudunu delip geçtiği, geçerken de gösterdiği anlaşıldıktan sonra, tıp alanı başka bir boyuta taşınır. Görünmez olan ilk kez açmadan, kesip biçmeden gün yüzüne çıkmıştır. Bu keşifle birlikte radyolojinin ilk adımları atılır. 1900’lü yıllardan itibaren hızlanan bilgi ve buna dayanan teknoloji üretimi sonucunda ultrasonografi, sonrasında tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme sistemleri geliştirilir ve basit görüntülerden üç boyutlu birebir uzaysal görünümlerin en detaylı haliyle elde edildiği günlere gelinir. Roentgen’in tesadüfen elini kurşun levhayı tutarken görmesi, bunun peşini bırakmaması, üzerine düşmesi ve yeni denemeler yapması ile tıp alanında açılmış olan bilgi yolu artık çok güzel, geniş, ışıklı bir hal alır. Radyolojik görüntüleme de doktorun gözü olur.

Artık akıllı cep telefonlarına kolayca takılabilecek bir basit ultrason probu gözümüz, içinde barındıracağı dijital steteskop da kulağımız olarak önlüklerimizin cebinde yerini alacak yakın zamanda.

Doktorun gözü

                                                                                              

Covid zamanları, Şubat 2021

                                                                                               Selman Vefa Yıldırım