O Gün Ne Giysem?

Hevesle hazırlandığınız bir yarı maraton yarışı öncesi son 72 saat. Antrenmanlarınızı kendinize göre düzenli yapmış, beslenmenize mümkün olduğunca dikkat etmiştiniz. Otel rezervasyonu, yol arkadaşları, siz evde yokken kedinize kimin bakacağı… Hepsi ayarlanmıştı. Artık sorulacak tek bir soru vardı:

“Kırmızıyı mı giysem, maviyi mi?” 

Amatör veya profesyonel fark etmeden tüm sporcular yarış günü ne giyeceğine kafa yorar. Yarış kıyafeti seçiminde estetik kaygılar taşımak doğaldır. Ancak şıklıkla birlikte performansa yönelik tercihler de kendini belli eder.

Daha hafif ayakkabı, vücudu daha iyi saran tayt, daha az terleten t-shirt… Ve daha, daha, daha pek çok şey…

Antrenman süreci acısıyla tatlısıyla bittikten sonra elde kalan birkaç “daha”dan biridir kıyafetler. Elbette yarışın mesafesine, yarıştan beklentiye, hava koşullarına, alışkanlıklara ve diğer pek çok faktöre göre “O gün ne giysem?” sorusuna verilecek yanıt da değişir. Hatta kimi zaman A planlarının yanında B planları yapılır. 

Peki ama renk?

Giydiğimiz formanın, t-shirt’ün ya da şortun rengi yarıştaki psikolojimizi ve dolayısıyla yarış başarımızı etkiler mi?

Yoksa önemli olan renkten bağımsız olarak hangi kıyafetle rahat hissettiğimiz mi? 

İlk bakışta biraz zorlama olarak görülebilecek bu soruları gri ve soğuk bir Ankara gecesinde sormak beni renkli bir araştırma yolculuğuna çıkardı.

Bir uyarı

Önceden uyarayım: Bu uzun bir yazı olacak. Dolayısıyla en sonda söyleneceği sabırsızlar için başta söyleyeceğim: Bu yazıda sizlere yarışlarınızda başarı getirecek mucizevi bir renkle çıkagelemeyeceğim. Sadece renklerin insan psikolojisine ve spor performansına etkisi hakkında yapılmış araştırmalar diyarında sizleri hızlı bir tura çıkaracağım. Bunları anlatırken de belki kırmızı rengine biraz torpil geçeceğim. – ki zaten yapılan araştırmalar da özellikle kırmızı renge ehemmiyet vermiş. –

Öyleyse hazırsak önce 19. yüzyıl Almanya’sına gidelim ve  Johann Wolfgang von Goethe’nin kapısını çalalım.

Nereden çıktı bu Goethe?

Goethe
Goethe’den: “Ortalıkta fazla dolaşmayayım, tanık yazarlar.” bakışı.

Goethe renk konusunda bir makaleye başlamak için fena bir adres değil aslında. Birincisi son derece renkli bir kişilik. Annesi erken yaşta ölünce babası tarafından yetiştirilmiş. Çocukluğu bir yandan Latince, Yunanca, Fransızca, İtalyanca, İngilizce, İbranice öğrenerek; bir yandan da dans, eskrim, at binme kursları arasında mekik dokuyarak geçmiş. Resim yapmış, tiyatro, felsefe ve edebiyat ile ilgilenmiş.

Bugün olsa “proje çocuk, vah zavallım…” diyeceğimiz Goethe kurs ve derslerle geçen çocukluğunun hakkını Faust’u ve Genç Werther’in Acılarını yazarak fazlasıyla vermiş. Ama gelmek istediğim nokta bu değil. Bahsettiğim başyapıtları kadar bilinmeyen bir kitabı daha var Goethe’nin. Adı: “Renklerin Teorisi”.  

Renklerin Teorisi ve Goethe’nin Renk Çarkı: Yıl 1809

Renk Çarkı

Goethe’nin Renklerin Teorisi başlıklı çalışmasını renklere biraz felsefi, biraz da sanatsal bir yaklaşım olarak değerlendirmek pek de yanlış olmaz sanırım.

  • Sarı,
  • Turuncu,
  • Kırmızı,
  • Mor,
  • Mavi, 
  • Yeşil

Goethe renkleri zıt renkler karşılıklı gelecek şekilde bir çarka yerleştirmiş ve her bir renge farklı bir anlam ya da karakter yüklemiş.

El yazısıyla çarkın üzerine Almanca aldığı notlara sırayla bakalım:

  • Örneğin sarı iyi (gut), turuncu asil (edel),  kırmızıysa güzel (schön) sıfatlarını kapmış. Bu renklerimizi tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.
  • Yeşil faydalı (nützlich) olmuş. Etliye sütlüye dokunmayan; ne akan, ne de kokanlardan. Olamaz mı, olabilir…
  • Mavi “ortalama”da (gemein) kalmış. Ölmemiş ama yaşamış mı, belli değil. 
  • “Unnöthig”! Yani gereksiz… Adadan ani şekilde ayrılan “gereksiz” (unnöthig) damgası ile mor rengi olmuş.
Goethe

Goethe mora neden yazık etmiş? Moru neden gerekli görmemiş? Bu öfke neden? Bu sorulara detaylı cevapları bulmak için Almanca bilen ve kapsamlı kaynak taraması için boş vakti olan araştırmacı ruhlu arkadaşlarımızı klavye başına davet ediyoruz. Biz şimdilik morun hakkını savunmayı bir başka yazıya bırakıyor ve renkli çarklar üzerinden ilerleyişimizi sürdürüyoruz.  

  Meraklısına ufak bir not: Her ne kadar Goethe mor rengine “gereksiz” (unnöthig) damgasını yapıştırmış olsa dahi, mor ilk çağdan itibaren lüksün, varlığın, gücün sembolü olmuş. Bunun başlıca sebebi ilk çağlarda ve orta çağlarda ucuz yollardan elde edilmesinin çok da mümkün olmaması. Sırf bu bile, renklere atfedilen duygu ve hallerin kültürden kültüre ne denli göreceli olduğunun net bir göstergesi.

Çarklar Kimin için Çalıyor?

Goethe ve Schiller’in Renk Çarkı: Yıl 1798

Yukarıda resmini gördüğünüz yanarlı dönerli çark esasında Goethe’nin ilk çarkı değil.

Renk çarkı

Goethe ve arkadaşı Schiller yaklaşık 10 sene önce bir başka renk çarkı üzerinde çalışmışlar ve 4 farklı karakteristik özelliği (melankolik, neşeli, asabi, sakin) 12 farklı meşgale ve karakter özelliği ile eşleştirmişler. Zorbalar, kahramanlar, maceracı ruhlar, hedonistler, aşıklar, şair ruhlular, toplum önünde konuşmayı sevenler, tarihçiler ve daha neler neler… Her bir meslek grubu, uğraş ya da karakter bir renk ile ilişkilendirilerek gruplanmış.

Sıkılıyorum, sadede gel…

Derin nefes… Burada duralım. “Konu spor” diyerek dikkatleri topladım. Goethe’ye geçtim. Arada Schiller’e bir bakıp çıktım. Kabul… Yolu biraz dolandırdım. Ama asıl vermek istediğim mesaj şu:

  • Tarih boyunca insanlar renkleri anlamlandırmaya ve insan davranışları üzerindeki etkilerini analiz etmeye çalışmışlar. Bu yeni bir konu değil.
  • Kimi zaman felsefi ve sanatsal bakış açıları kullanmışlar, kimi zamansa istatistiklere dayalı, bilimsel araştırmalar yapmışlar. Ama renklerin insan psikolojisine etkisine dair genel geçer yargılara varılması, şüpheden ve belirsizlikten uzak delillerin ortaya konulması pek mümkün olmamış. (Örneğin mor kimi zaman harcanmış, yerden yere vurulmuş; kimi zamansa varlığın ve gücün sembolü olmuş.)
  • Özellikle son on yılda renklerin insan psikolojisine etkisi konusunda bilimsel yaklaşımı benimseyen araştırmalar yapılmış. Yazının en başında da belirttiğim üzere renklerin sporcu psikolojisine ve performansına etkisi de araştırılmış, halen de araştırılmakta.
  • Bu konuda kırmızı renginin etkilerine özel bir önem verilmiş. Araştırmalardan ilginç sonuçlar alınmış.  

Öyleyse gelelim kırmızının kerametine…

Kırmızının Kerameti

Şu bir gerçek ki “kırmızı”nın renklerin sporcu performansına etkisini araştıran çalışmalarda ayrı bir yeri var. Telegraph’ta yer alan 2009 tarihli bir haber oldukça ilginç: Almanya’nın Munster Üniversitesi’nde yapılan araştırmada kırmızı forma giyen takımların başka renk forma giyen takımlara oranla daha fazla galibiyet elde ettiği ortaya çıkmış.

Araştırmacılar 1947’den bu yana İngiliz Futbol Ligi’nde şampiyon olan takımların forma renklerine bakmışlar. En fazla şampiyonluk elde eden takımların kırmızı forma giydiği fark edilmiş.  Aradaki fark aşağıdaki grafikten de görülebileceği üzere ihmal edilemeyecek, görmezden gelinemeyecek kadar büyük:

Haberde kırmızı rengin, bireysel sporcuları ve takımları daha özgüvenli hissettirdiği, aynı zamanda da dışarıdan daha agresif ve dominant gözükmelerini sağladığı söyleniyor. Bir düşünelim:

  • Manchester United kırmızı forma giyiyor. Kaleci David De Gea hariç. Kaleci Goethe’nin tek kalemde harcadığı mor renginden gitmiş.
  • Liverpool’un da imza forması, takımın logo renkleri, hatta internet sitesinin tema rengi bile kırmızı.
  • Arsenal. Yine kırmızı forma, kırmızı logo, kırmızı internet sitesi.

Bu takımlar gerçekten de objektif kriterlere göre son derece başarılı takımlar. Örneğin İngiliz ve Galler yöresi takımlarının katıldığı FA Cup’ı en fazla kazanan takım, kupanın resmi istatistiklerine göre 13 kupa ile Arsenal. En fazla final oyunu oynayan takım rekorunu ise Arsenal ve Manchester United 20 final maçı ile birlikte ellerinde tutuyorlar. Liverpool da 6 Avrupa Kupası şampiyonluğu ile İngiliz kulüpleri içinde liderliği elinde tutuyor. Aynı zamanda 3 UEFA Kupası, 4 Süper Kupa ve rekor bir sayı olan 8 Lig Kupası sahibi.

Burada araya bir virgul koyalım. Manchester United, Arsenal ya da Liverpool… Bahsettiğimiz takımlar bırakın kırmızı formayı, gri pijama eşorfman ile de oynasalar başarı elde edecek sporcu kaynağına, tekniğe ve takım geleneğine sahipler. Dolayısıyla Telegraph Gazetesi’nde bahsedilen ve kırmızı giymenin %10 başarı arttırdığı sonucuna ulaşan araştırma ilk başta ilgimi çekse de, biraz düşününce sonuçların yanıltıcı olabileceğini düşündüm. Neticede bir İngiliz atasözünün de dediği gibi: “Correlation does not imply causation.” Yani her  bağıntı, nedenselliğe işaret etmez. Ya da öyle bir şeyler…

Yılmadım, araştırmalarıma devam ettim.

Başta ikna olmadıysam da yine aynı üniversitede yapılan bir başka araştırma sonuçları ilgimi cezbetti. Munster Üniversitesi’nde spor psikologları tarafından yapılan ve New Scientist dergisinde yayınlanan araştırmada 42 tecrübeli taekwondo hakemine taekwondo maçlarının bant kayıtları izletilmiş[1]. Maçlarda rakiplerden biri mavi giyerken, diğeri kırmızı giymiş. Hakemlerden maçları değerlendirmeleri istenmiş. Ardından aynı hakemlere aynı klipler tekrar izletilmiş. Ancak bu kez dövüşçülerin forma renkleri bilgisayar ortamında birbirleri ile değiştirilmiş. Yani;

  • Aynı hakem,
  • Aynı maç,
  • Aynı oyuncu
  • Fakat bilgisayar hilesi ile farklı forma renkleri.

Sonuç: Hakemler bu kez kırmızı forma giyen dövüşçülere %13 oranında daha fazla galibiyet vermişler.

%13

Aşağıdaki grafik çok net bir şekilde aradaki farkı gösteriyor.

Soldaki barlar gerçek forma renklerine sahip rakiplerin hakemlerce belirlenen galibiyet sonuçları. Sağ barda yer alanlarsa forma renklerinin bilgisayar ortamında değiştirildiği, kırmızılıya mavi forma, maviliye kırmızı forma verildiği hallerde hakemlerce belirlenen galibiyet sonuçları. (Elbette hakemler forma rengini gerçek sanıyorlar, bilgisayar ortamında değiştirildiğinden haberdar değiller.)

Bilimsel araştırmayı yöneten bilimadamı Norbert Habemann’ın sonuçlar hakkındaki hakkındaki yorumu ise şu olmuş:

“Eğer bir rakip kuvvetli ve diğer rakip zayıf ise, renkler müsabakanın sonucunu değiştirmeyecektir. Ancak rakiplerin yetenekleri ve performansları birbirine yakın ise renk faktörü işe yarayabilir.”

Yani neymiş? Birebir müsabakalarda sporcuların güçlerinin, performanslarının, kabiliyetlerinin birbirine yakın olduğu zamanda kırmızı rengi giyen avantaj sağlıyor. Ancak rakiplerden birinin diğerine bariz şekilde üstün olduğu durumlarda renklerin önemi olmuyor. Aşağıdaki grafik bu tespite netlik kazandırıyor:

Grafiği inceleyelim ve yorumlayalım:

  • Rakiplerin birbirlerine karşı hiçbir performans üstünlüklerinin olmadığı durumlarda; kırmızı giyen rakibin avantajı çok büyük. (Bkz. En soldaki bar)
  • Bir rakibin diğerine karşı performans üstünlüğü arttıkça, kırmızı giymenin etkisi de hızla azalıyor. (Bkz. Soldan ikinci vr üçüncü barlar)
  • Rakibin performans üstünlüğünün çok fazla olduğu durumlarda ise kırmızı renginden medet ummak pek mantıklı değil. (Bkz. En sağdaki bar)

Kısacası en başta yaptığım yorumu şimdi bilimsel araştırma sonuçlarına sırtımı dayanarak tekrar edebiliyorum:

  • Kırmızı rengi mucizeler yaratmıyor, yaratamaz.
  • Sporda başarı sıkı çalışma, disiplin ve planlı bir antrenman programı ile, terle, çaba ile elde ediliyor.
  • Ancak başa baş geçecek mücadelelerde formanın renginin olması ufak bir ek avantaj sağlayabiliyor.
  • Sporcu performanslarının birbirine yakın olduğu durumlarda o ufak avantaj galibiyet ile sonuçlanıyor.

Futbol takımı örneğinde ilk başta ikna olmayan ben, Norbert Habermann’ın araştırma sonuçları konusundaki yorumundan ve en son paylaştığım yukarıdaki grafik sonuçlarından etkilendim. Sadece forma renginin sonuçlara etkisinin olacağını ummak naïf ve sporun doğasını yok sayan bir düşünce. Ama anladım ki, bunu kimsenin iddia ettiği de zaten yok. Kısacası ben ikna oldum.

Konuyu daha geniş ele almak için değinmek istediğim son iki araştırma daha var. İlki Sorokowski ve arkadaşları tarafından 2014 yılında yapılmış[2]. Araştırma hem Polonyalı, hem de Çinli boks sporcuları üzerinde gerçekleştirilmiş. Gerek Polonyalı, gerekse Çinli sporcularda kırmızı renkli formanın performans arttırıcı etkileri olduğu sonucuna ulaşılmış. Polonya ve Çin… İki bambaşka kültürde benzer sonuçların alınması etkileyici. Çünkü yazının başlarında da belirttiğim üzere renklerin anlamları kültürden kültüre değişebiliyor. Oysa kırmızı renginin spor müsabaka sonuçlarına etkisi iki farklı kültürde benzer ölçülmüş.

İkinci araştırma da Dijkstra ve Preenen tarafından 2008 tarafından yapılmış. Araştırmada mavi ve beyaz forma giyen judocuların katıldığı 71 turnuva sonuçları incelenmiş ve mavi forma ile beyaz forma arasında kazanan forma açısından önemli bir fark bulunamamış.

Öyleyse hakikaten kırmızıda var bir keramet. Ama ne? Ve nasıl?

Psikolojide Kırmızı

  • Kırmızı rengi, psikologlar tarafından “sıcak” renk olarak sınıflandırılıyor. Aynı zamanda kırmızı, kanın; dolayısıyla savaşın ve agresivitenin rengi. Ateşin kırmızı olması dolayısıyla anlık öfkeyi, ateşi, savaşı ve dominant olmayı çağrıştırıyor. Böyle çağrışımlar yaratan yüksek enerjili, uyarıcı etkiye sahip bir rengin özellikle de dövüş sporlarında performansa olumlu etki etmesi pek şaşırtıcı değil.
  • Mavi ve mor gibi soğuk renklere bakacak olursak, onlar da tam tersi yatıştırıp rahatlatıyorlar. Örneğin yılın rengi olarak maviyi seçen Pantone, bu rengi şöyle tanımlıyor: sakinleştirici, sade, sakin, düzenli… Bir boks maçı öncesi hissetmenin çok da fayda sağlamayacağı hisler.

  • Pantone, kırmızı rengi tanımlarken ise şu ifadeyi kullanıyor: “Tarih boyunca kırmızı her zaman heyecanı, dinamizmi ve sıcaklığı ifade etmiştir. Hayatın rengi olduğu kadar, tehlikenin ve heyecanın da rengi olarak her zaman en uç duygular uyarır ve kişiyi alarma geçirir veya kendine çeker.”

Bitirirken…

İşte böyle… Bir anda aklıma düşen: “Acaba sporda renkler performansa etki eder mi?” sorusu beni dolambaçlı yollardan geçirdi. Benden önce bu soruyu başkalarının sormuş olması ve konu hakkında bilimsel çalışmaların yapılmış olması beni hem şaşırttı, hem de heyecanlandırdı. Ne yalan söyleyeyim, başta saçma bir soru olduğunu düşünmüştüm. Artık düşünmüyorum.

Bir Özet

  • Bir konuda başladığım noktadayım: Hiçbir renk mucizevi etkiler yaratmıyor. Sporda mucize, sıkı çalışma ve disiplinle yaratılıyor. 
  • Bir konuda ise artık yeni bir bilgiye sahibim: Bir müsabakada sporcunun performansın karşısındakine çok yakın olduğu hallerde, kırmızı giyilmesi ufak bir üstünlük sağlayabiliyor. O ufak avantaj, sporcu performanslarının birbirine yakın olduğu durumlarda galibiyet ile sonuçlanıyor.

Ve Son Bir Soru

Agresivite, öfke ve savaş sinyalleri saçan kırmızı renk acaba kırmızı giyenin özgüvenini ve dolayısıyla performansını arttırarak sonuca etki ediyor, yoksa rakibi tedirgin ederek onun performansını mı düşürüyor? Bir başka deyişle, kırmızı rengi yapacağını nasıl yapıyor? Belki birinci seçenek, belki ikincisi, belki de her ikisi ya da duruma göre birinden biri. Bu sorunun cevabını henüz bilmiyorum. Görüşlerinizi merak ediyorum.

Şimdilik benden bu kadar.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.

MERAKLISINA KAYNAKLAR

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2602687/

https://www.degruyter.com/downloadpdf/j/ppb.2014.45.issue-3/ppb-2014-0039/ppb-2014-0039.pdf

https://www.samford.edu/sports-analytics/fans/2017/Wear-Red-and-Youll-Win-Gold

https://www.nytimes.com/2005/05/19/science/research-finds-that-red-is-for-winners.html

https://www.discovermagazine.com/health/red-sports-teams-are-more-likely-to-win

https://www.pantone.com/color-intelligence/articles/colors/red-feel-the-excitement

https://www.discovermagazine.com/health/athletes-get-more-points-by-making-referees-see-red