Sermaye Piyasası: Uyuşmazlık Çözüm Yolları

Av. Betül KOCAMAN

Sermaye piyasasında uyuşmazlıklar “borsa işlemlerinden kaynaklanan” ve “borsa dışı işlemlerden kaynaklanan” olmak üzere ikiye ana grupta incelenebilir. Bu yazıda, sermaye piyasası uyuşmazlıklarının türlerine göre alternatif çözüm yollarını inceleyeceğiz.

Borsa Nedir?

Borsa kavramı 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu md. 3/1-ç bendinde tanımlanmıştır. Hükme göre Borsa;

Anonim şirket şeklinde kurulan, sermaye piyasası araçları, kambiyo ve kıymetli madenler ile kıymetli taşların ve Kurulca uygun görülen diğer sözleşmelerin, belgelerin ve kıymetlerin serbest rekabet şartları altında kolay ve güvenli bir şekilde alınıp satılabilmesini sağlamak ve oluşan fiyatları tespit ve ilan etmek üzere kendisi veya piyasa işleticisi tarafından işletilen ve/veya yönetilen, alım satım emirlerini sonuçlandıracak şekilde bir araya getiren veya bu emirlerin bir araya gelmesini kolaylaştıran, bu Kanuna uygun olarak yetkilendirilen ve düzenli faaliyet gösteren sistemleri ve pazar yerlerini ifade etmektedir.

Borsalar iş konularına göre çeşitlilik göstermektedir. Bunlar döviz borsası, ticaret borsası, altın borsası, menkul kıymetler borsası, vadeli işlemler borsası ve opsiyon borsası gibi sayılabilecektir.

Borsa İşlemi Nedir?

Borsada işlem gören sermaye piyasası araçlarına ait emirlerin borsaya iletilmesi, bu emirlerin Borsa kurallarına göre eşleştirilmesi ve bu surette gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yükümlülüklerin Borsanın, ilgili takas kuruluşlarının ve saklamacı kuruluşların düzenlemelerinde belirtilen yöntemler ve sürelerde dâhilinde yerine getirilmesini ifade etmektedir.

Borsa işlemi dediğimiz kavram aslında alım satım emirlerinin borsaya intikal ettirilmesi ile başlar. Aracı kuruluşlar bu emirleri borsaya iletir ve bu emirlerin eşleşmesi beklenir. Bu eşleşme borsa işlemine vücut verir. Bu alım satım işlemlerinin tasfiyesi ile de borsa işlemi sona erer.

Sermaye piyasasında uyuşmazlıklar borsa işlemlerinden kaynaklanan ve borsa dışı işlemlerden kaynaklanan olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.  Bu noktada borsa işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar Borsa İstanbul Anonim Şirketi tarafından çözülmektedir.

Borsa dışı işlemlerden kaynaklı uyuşmazlıklar ise Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği (TSPB, Birlik) tarafından çözülebileceği gibi adli yargı yoluyla ya da alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ile de çözülebilecektir. Biz ilk başta borsa işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlık çözümlerini inceleyeceğiz. Daha sonrasında borsa dışı işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlık çözümlerine geçiş yapacağız.

Borsa İşlemlerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümü

Borsa işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü noktasından görevli mercii Borsa İstanbul (BİST) Anonim Şirketidir. BİST, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) gözetim ve denetimi altında tüzel kişiliği haiz bir kamu kurumudur.

BİST, Borsacılık Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Yönetmeliği md. 47-48’de de açıkça ifade edildiği üzere Uyuşmazlıkların borsada çözümlenebilmesi için ilk şart uyuşmazlığın borsa işlemlerinden kaynaklanmasıdır. Bu durum hem yatırımcı ile borsa üyesi aracı kurum arasındaki uyuşmazlıkta hem de borsa üyelerinin kendi arasındaki uyuşmazlıkta aranmaktadır.

İkinci bir husus ise yatırımcının yazılı olarak Borsaya başvuruda bulunması gerekmektedir. Borsa Yönetim Kurulu tarafından belirlenmiş olan belgeleri teslim etmesi ve uyuşmazlık hizmet bedelini ödemesi gerekmektedir.

BİST Borsacılık Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Yönetmeliği’nin 49. maddesi ise uyuşmazlık neticesinde verilen kararlara ilişkin itirazları düzenlemektedir. Hükme göre, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde taraflarca Borsa kanalı ile SPK’ya itiraz edilebilecektir. Bu itiraz neticesinde verilecek karar ise nihaidir.

Borsa Dışı İşlemlerden Doğan Uyuşmazlıkların Çözümü

Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Tarafından Uyuşmazlığın Çözümü

TSPB, Müşteri Uyuşmazlıkları Hakem Heyeti; Sermaye piyasası faaliyetinde bulunan Birlik üyelerinin (aracı kurumlar, bankalar, portföy yönetim şirketleri ve yatırım ortaklıkları), kendi aralarında veya müşterileri arasında borsa işlemleri dışındaki sermaye piyasası faaliyetlerinden doğan ve müşterilerin zarar, ziyan ve tazmin talepli uyuşmazlıklarının değerlendirilmesi ve çözüme kavuşturulmasını temin etmek amacıyla TSPB bünyesinde kurulmuş bir heyettir.

Her Hakem Heyeti’nde üç asil, üç yedek üye görev yapmaktadır. Uyuşmazlıklar 3 (üç) kişiden oluşan bağımsız Hakem Heyeti tarafından değerlendirilecek olup, Hakem Heyeti kararına karşı taraflar, kararın tebliğini izleyen 10 (on) iş günü içinde mevzuat hükümleri çerçevesinde gerekçeleri ile birlikte SPK nezdinde de itiraz hakkına sahiptirler.

Hakem Heyeti’ne başvuru yapılmadan önce, Birlik üyesi kuruluşa başvuru yapılması gerekmektedir. Hakem Heyeti’ne başvurulmadan önce başvuru sahibi tarafından uyuşmazlık ile ilgili bir başvurunun uyuşmazlığa konu işlem veya eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren en geç beş yıl içinde Birlik üyesine yapılması zorunludur.

Başvuru formunun eksiksiz doldurulması, işlemin ve talebin ne olduğunun somut ve açık olarak belirtilmesi zorunludur

Hakem Heyetine başvuru tarihinde, başvuruya konu işlem veya eylemin meydana geliş tarihinden itibaren beş yıldan daha uzun bir süre geçmemiş olması gerekir. Beş yıllık süreyi aşan uyuşmazlıklar Hakem Heyeti’nce incelenmeyecektir.

Başvuru ve prosedürlerle ilgili düzenlenen ayrıntılı açıklamaların yer aldığı TSPB Müşteri Uyuşmazlıkları Hakem Heyeti Yönergesini de başvurulardan önce incelemekte fayda olacaktır.

Arabuluculuk Yolu ile Uyuşmazlığın Çözümü

Arabuluculuk, uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden birisidir. Arabuluculuğun önemli özellikleri arasında taraflılığın gönüllüğe bağlı olması, maliyeti düşük olması ve tarafların kendi ürettikleri çözüm yöntemleri ile uzlaşmaya varmalarıdır. Arabuluculuk ve tahkim arasındaki en önemli fark, arabuluculuğun bağlayıcı bir karar vermemesi, sürecinin ve sonucunun gizli olması, esnek olması ve düşük maliyette olmasıdır. Arabuluculuk, tahkim süreci veya adli yargı süreci devam ederken de uygulanabilmektedir.

01.01.2019 tarihi itibariyle ticari uyuşmazlıklar bakımından dava şartı olarak arabuluculuk müessesesi getirilmiştir. Bu düzenleme ile birlikte Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesine eklenme yapılmıştır:

Madde 5/A-

(1) Bu Kanunun 4’üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

(2) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir.”

Bu düzenlemeye göre; arabulucuya başvurmadan dava açılması durumunda dava usulden reddedilecektir. Arabuluculuk süreci kural olarak altı hafta olup bu süre zorunlu hallerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilecektir. Bu noktada en önemli konulardan biri davanın ticari dava olup olmadığının tespitidir. Ticari davaların kapsamı çok geniştir ve mutlak ve nispi ticari davalar olmak üzere iki başlık haline ayrılmıştır.

Mutlak ticari davalar, sadece Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 4. maddesinin birinci fıkrasında a ilâ f bentleri arasında sayılan hukuk davalarından ibaret değildir. Bu hukuk davalarının yanında bazı özel kanunlarda sayılan ve ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava kabul edilen mutlak ticari davalar vardır

Örnek vermek gerekirse; TTK’nin 329 ilâ 572 inci maddeleri arasında düzenlenen anonim şirketlere ilişkin uyuşmazlıklardan kaynaklanan davalar, TTK’nin 573 ilâ 644 üncü maddeleri arasında düzenlenen limited şirketlere ilişkin uyuşmazlıklardan kaynaklanan davalar, TTK’nin 671 ilâ 775 inci maddeleri arasında düzenlenen poliçe, TTK’nin 776 ilâ 779 uncu maddeleri arasında düzenlenen bono, TTK’nin 780 ilâ 823 üncü maddeleri arasında düzenlenen çekten kaynaklanan uyuşmazlıklardan doğan davalar mutlak ticari davalar olarak sayılabilecektir.

Nispi ticari davalar ise davanın ticari dava olarak kabul edilebilmesi için uyuşmazlığın bir ticari işletme ile ilgili olması gerekir. Bu davalara örnek olarak ise saklama(vedia)sözleşmesine ilişkin haklardan doğan davalar ve havaleye ilişkin haklardan doğan davalar verilebilecektir.

Tahkim ile Uyuşmazlığın Çözümü

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) md.407 ile md.444 arasında düzenleme alanı bulan tahkim kanundaki şekli ile ihtiyaridir. HMK’da düzenlenen tahkim 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’ndan farklı olarak yabancılık unsuru içermez ve tahkim yeri de Türkiye’dir.

Tahkim, kanunun yasaklamadığı konularda, taraflar arasında doğmuş veya doğması muhtemel anlaşmazlıkların, bir sözleşme veya kanun hükmü uyarınca devlet yargısına başvurulmadan, taraflarca veya kanunla doğrudan doğruya seçilmiş olan ya da tarafların veya kanunun yetki tanıdığı şahıs ve mercilerce tayin edilmiş bulunan kimseler aracılığıyla çözümlenmesidir (Yeğengil, Tahkim, sf.94,1974)

Tahkim yöntemi ile taraflar arasında belli bir hukuksal ilişkiden doğmuş veya ileride doğabilecek uyuşmazlıkların asıl görevli ve yetkili olan Devlet yargı organları dışında çözümü amaçlanmaktadır.

Tahkim iki tarafın yazılı şekilde yaptıkları bir anlaşma ile bu uyuşmazlıkların çözümünü, seçilmiş veya seçilecek tek hakeme veya çok kişiden oluşan hakem kuruluna bırakmaları ve uyuşmazlığın bu kişi veya kurul tarafından incelenip karara bağlanmasıdır.

 Bu tanımdaki unsurlar doğrultusunda, gerçek ve tüzel kişiler, ikisini birlikte “tahkim anlaşması” olarak tanımladığımız bir “tahkim sözleşmesi” imzalayarak veya imzaladıkları bir sözleşmeye “tahkim şartı” koyarak, aralarındaki uyuşmazlıkların, kendilerinin saptadıkları ya da gönderme yaptıkları kurallara göre çözümünü kararlaştırabilirler.

Kısaca tahkim sürecinde gizlilik esas olup, esnek kuralları vardır. Tahkim neticesinde verilen kararlar bağlayıcı olup, icra edilebilir niteliktedir. Tahkimin en önemli özelliği ise adli yargı sürecine göre daha kısa çözüm yoluna ulaşmayı sağlamasıdır.

Tahkim ile ilgili belirtilmesi gereken bir diğer hususta hakemlere ilişkindir. Taraflar hakemin sayısını belirlemekte serbesttir. Tek şart bu sayının tek sayı olmasıdır. Bu demek oluyor ki taraflar 4 hakemle tahkim yapmaya karar veremeyeceklerdir.

Tahkim türleri

Ad-Hoc Tahkim-Kurumsal Tahkim

Belli kurumlar tarafından önceden belirlenen kurallara göre yapılan ve bu kurallara uygunluğu ilgili kurumların denetimi altında bulunan tahkime kurumsal tahkim denir. Kurumsal tahkime başvurmak isteyen sözleşme tarafları sözleşmelerinde tahkimin bu kurumlar eliyle ve bu kurumların belirlediği kurallara göre yürütüleceğini belirtmek zorundadırlar.

Dünyada başka pek çok tahkim kuruluşu olmakla beraber, uluslararası ticaret ve yatırım anlaşmalarında yer alan başlıca tahkim kuruluşları olarak, Uluslararası Ticaret Odasının Uluslararası Tahkim Divanı (International Court of Arbitration – International Chamber of Commerce), Amerikan Tahkim Kurumu (American Arbitration Association), Londra Uluslararası Tahkim Divanı (London Court of International Arbitration) ve Dünya Bankası’nın Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıları İçin Çözüm Merkezi (ICSID)’dir.

Ad hoc tahkim ise, belli bir tahkim kuruluşu ile bağlantılı olmadan, bir uyuşmazlığın taraflarca özel olarak seçilmiş veya belirlenmiş hakem veya hakemler eliyle ve yine taraflarca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirilen tahkimdir.

Zorunlu Tahkim-İhtiyari Tahkim

HMK’nun 407-444. maddelerinde düzenlenen tahkim isteğe bağlı tahkimdir.

Zorunlu tahkim taraflar arasında yazılı bir sözleşmeye veya sözlü bir rızaya ihtiyaç duymayan, tarafların hakeme gitmeye mecbur bırakıldığı bir uygulamadır.

Milli Tahkim-Yabancı Tahkim-Uluslararası Tahkim

Tahkimin milletlerarası niteliğinin olup olmadığı tespit edilirken tarafların statüleri (tabiiyeti, ikametgâhı vb.) ve uyuşmazlık konusunun niteliği (ticari, milletlerarası vb.) gibi hususlara bakılmaktadır.

Milletlerarası tahkim: “Birden fazla ülke ve hukuk sistemi ile irtibatlı olan, dolayısıyla uyuşmazlık konusunun ve usuli meselelerin hallinde en az bir yabancı hukuk sisteminin müdahil veya etkili olabileceği tahkim” şeklinde tanımlanmaktadır. (Bkz. Tanrıbilir ve Şit, 2002:820)

Yargıtay ise, farklı kararları da mevcut olmasına rağmen, içtihatlarında “Yabancı bir Devlet kanununun otoritesi altında verilmiş olan hakem kararları yabancıdır” kuralını yani tahkime uygulanacak usul hukukunun tahkimin uyrukluğunu belirlemede tek ya da yardımcı kıstas olacağını kabul etmiştir. (Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 7.11.1951 tarih ve E. /1951/126 K.1951/109 sayılı kararı)

Sonuç itibari ile Sermaye Piyasası’nda oluşan uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin özet tablo aşağıdaki gibidir:

Son Yazılanlar