Roma Hukuku ve Çocuk Hakları

Av. Özge ÜSTÜN[1]

Bu çalışmada, Roma Hukuku’ndaki çocuk hakları düzenlemelerini inceleyeceğiz. Roma, gerek kültürel gerekse toplum düzeni açısından birçok uygarlığı etkisine almıştır. Roma’da toplum düzeninin sağlanması için yüz yıllar önce uygulanmaya başlayan birçok hukuk kuralı, günümüz yasalarının temelini atmıştır. Bu kapsamda; Roma Hukuku, birçok hukuk kuralının tarihi gelişimini anlamak ve irdelemek isteyen bütün araştırmacıların konusunu oluşturmuştur.

Çocukluk, doğası gereği tarih boyunca var olan bir kavram olmakla birlikte; çocukların yetişkinlerden farklı yaradılışa sahip olduğu, bu kapsamda onlara özgü hukuk kurallarının var olması gerektiği, insan haklarına atfedilen değerle birlikte önem kazanmaya başlamıştır. Çocuk hakları ise, insan haklarına kıyasla, çok yeni diyebileceğimiz bir süreçte hukuk düzleminde yerini almıştır. Toplumların, insanın doğasına atfetmiş olduğu değer; her geçen gün çocuk haklarının önemini arttırmaktadır. Bu süreçte, her toplum, kendi tarihsel gelişim süreci içerisinde değerlendirilmeli ve bu bağlamda ele alınmalıdır.

Modern Hukukun Temeli

Günümüzde kullanılan birçok hukuk kuralının temelinin Roma Hukuku düzenlemeleri ile birlikte atıldığı da göz önünde bulundurulduğunda, nasıl ki her bir hukuk düzeninin tarihsel gelişim sürecinde Roma toplum düzenini ve Roma Hukuku kurallarını incelemek elzem ise, çocuk hakları açısından da Roma toplum düzenini ve Roma Hukuku kurallarını incelemek gereklidir.

GİRİŞ

Roma’daki sosyal yapılanma; göç ve savaşların etkisiyle birçok uygarlığın etkisi altında kalmakla birlikte, birçok uygarlığı da etkilemiştir. Bu sebeple; Roma Hukuku’ndaki çocuk haklarının yerini daha iyi anlayabilmemiz için, Roma’nın sosyal yapısını ve toplum düzenini irdelemek son derece önemlidir.

roman law. roma hukuku çocuk hakları ve adalet.

Roma’nın Sosyal Yapısı ve Toplum Düzeni

Gens Birlikleri

Roma’da aynı soydan geldiklerine inanan gens birlikleri, atalarından aldıkları ortak adları, kendi adlarının yanında taşıyorlardı. Zamanla üretici güçlerin gelişmesi ve savaş ganimetlerinin birikiminin özel mülkiyeti de beraberinde getirmesiyle, gensler arasında farklılıklar oluşmaya başlamıştı.

Bazı gens aileleri, daha güçlü konuma ulaşmıştı. Böylelikle, genslerin şefleri, kardeşleri, oğulları ve onların çocukları artık doğuştan soylular kesimini oluşturmaya başlamıştı.

Zamanla bu kesim, particiler adını alarak toplumda önemli bir statüye sahip oldular. Particiler, toplumun diğer sosyal kesiminden kendilerini tamamen ayırmış; farklı tanrılara tapmaya başlamış, diğer toplumun diğer sosyal kesimi ile evliliği yasaklamışlardı.

Plebler ve Cliensler

Büyük bir bölümü Latium’un boyun eğdirilmiş eski haklı olan Plebler; particilerin topraklarını kiralamak durumunda kalan küçük çiftçilerdi. Plebler, Cliensler ile Particiler arasında bir sosyal tabakayı oluşturmaktaydı. Aynı zamanda zanaat ve ticaret ile uğraşan Plebler, borçlarını ödeyemezse, alacaklının kölesi haline geliyordu.

Cliensler ise; ailenin koruması altında olan savaş ya da ekonomik bir sebepten vatandaşlığını kısmen kaybetmiş yanaşmalardan oluşuyordu. Yanaşmaların neyi varsa, efendinin mülkiyetindeydi. Roma sosyal yapısının en alt tabakasını ise köleler oluşturuyordu. Roma’da insanlar, doğuştan, borç ve savaş yüzünden köle haline gelebiliyordu. [2]

Romada Aile Yapısı

Roma, bir takım ilkelere bağlı aile sistemi üzerine kuruluydu. Geniş anlamda Roma ailesi (familia); eski devirlerde aile reisinin (pater familias) hâkimiyetine tabi olan hür kimseleri, köleleri ve bu kimselerin malvarlığını da kapsayan geniş bir anlama sahipti.

Dar anlamda Roma ailesi (Familia proprio iure); hukuki bağ ile birbirine bağlı hür kimselerden oluşuyordu.[3]

roma hukuku, çocuk hakları
Fildişinden yapılma bir bebek. 2.yy.da Roma. Kaynak: https://www.ancient.eu/image/1187/roman-ivory-doll/

Manus

Roma’da, eski dönemlerde, manuslu ve manussuz evlenme ayrımının yapıldığı görünmektedir. Manus, kocanın, karısı üzerindeki hâkimiyetini belirtirdi. Eğer evlenen kadın kocasının hâkimiyeti altına girmeyi kabul etmişse şekilci ve merasimli muameleler (confarreatio veya coemptio) yapardı.

Bunun dışında, kesintisiz bir yıl süreyle kocasının evinde oturan kadın üzerinde, manus kendiliğinden oluşurdu. Bu sonuç önlenmek isteniyorsa, kadının bir yıl içinde üç geceyi başka bir yerde geçirmesi gerekirdi.

Kocasının hâkimiyeti altına giren kadının kendi ailesi ile akrabalık ilişkisi sona erer, kocasının ailesiyle akrabalık ilişkisi kurulurdu. Kadın, manus tesis eden muameleri yapmamış ise kendi ailesiyle akrabalık ilişkisi devam eder, kocası ile akrabalık ilişkisi kuramazdı.[4]

Ortalama Evlilik Yaşı

Roma’da evlilik yaşı kızlarda ortalama 16-20, erkeklerde ise 27-30 yaşları arasındaydı. Kızın evleneceği kişinin baba tarafından akraba olmaması gerekiyordu. Aile reisinin evlenmeye izin vermesi ise, evliliğin ön koşuluydu.

Roma’da, çocuk, eğer yasal bir evlilik sonucu dünyaya gelmişse babanın, gebeliğin başındaki hukuki durumuna tabi oluyor; evlilik dışı dünyaya gelmişse annenin hukuki durumuna tabi oluyordu.

Kadın ya da erkek taraf köle olduğunda, bu birliktelikten doğan çocuk, annenin yasal durumuna tabi oluyordu.

roma hukuku, evlilik seromonisi
Antik Roma’da evlilik. El Matrimonio Romano, British Museum Kataloğundan. https://commons.wikimedia.org/wiki/File:El-matrimonio-romano.jpg

Aile Reisinin Rolü

Roma’da aile reisi, ilişkilerin düzenlenmesinde birçok role sahipti; özel günlerde yapılan törenleri yönetir, rahip rolü oynardı; yaşamı boyunca aile üzerinde söz hakkına sahipti.

Kız çocukları evleninceye kadar aile reisinin otoritesi altındaydı.

Erkek çocukları ise; reşit ve hatta çocuk sahibi olsalar dahi yine aile reisinin otoritesi altındaydı; ancak babanın ölmesi halinde serbest kalıyor ve aile, erkek çocuk sayısınca yeni ailelere bölünüyor; böylelikle erkek çocuklar aile reisi konumuna yükseliyordu. Bu sebeple, Roma’da, erkek çocuk, daha özenle yetiştiriliyordu.[5]

Baba Hâkimiyeti (Patria Potestas)

Ius Civile’ye göre; hukuka uygun olan bir evlilik birliğinde dünyaya gelmiş olan erkek ve kız çocuklar, erkek çocuklarının eşleri, çocukları ve evlat edinme yoluyla aileye katılmış olan kişiler üzerinde, aile reisinin sınırsız denilebilecek bir hâkimiyet yetkisi vardı. Aile reisinin bu yetkisine baba hâkimiyeti (patria potestas) adı verilmekteydi.

Baba hâkimiyeti yetkisi, velayetten farklı bir kavramdır. Velayet, çocuk reşit olması ile birlikte sona ererken, baba hâkimiyeti, aile reisi ölene kadar devam etmekteydi.

Baba hâkimiyeti yetkisine sahip biri, İus Civile’ye giren muameleleri yapma hakkı, askerlik yapma hakkı, seçme hakkı, seçilme hakkı, evlenme hakkı gibi, Roma vatandaşını kullanabileceği bütün hakları kullanabiliyordu

Çocukların Ölümüne Karar Verme, Satma, Satışı Geri Alma Yetkileri

Roma’nın ilk dönemlerinde, aile reisinin, hâkimiyeti altındaki kimseler üzerindeki yetkisi sınırsız denilebilecek düzeydeydi; onların hayat ve ölümüne (ius vitae necis) karar verme hakları vardı. Ancak, aile reisinin bu haklarını ne derecede kullandığı tam olarak bilinememektedir.

Aile reisi, evladını satabilir veya terk edebilir, çocuk üzerindeki hâkimiyet yetkisini, çalıştırılması için çocuğun teslim edildiği ustaya devredebilirdi. Çocukların satılmasının, aile reisinin çocuğa bakamaması yüzünden ortaya çıktığı, böylece, hem satılan çocuğun bakımın sağlandığı hem de satıştan elde edilen paranın ailenin geçimi için kullanıldığı tahmin edilmektedir. Çocuğunu satan aile reisi, aldığı bedeli geri vererek çocuğu geri alabilmekteydi.

Constantinus’tan itibaren, aile reisinin, hâkimiyeti altındaki kimseler üzerindeki hayat ve ölüm hakkının olmadığı kabul edilmiş ve çocuğunu öldüren kimse ölüm cezasıyla cezalandırılmaya başlanmıştı.

Diğer yandan; 12 Levha Kanunu ile birlikte, çocukların kazanç elde etmek için satılmasını önlemek amacıyla, oğlunu üç kez satan aile reisinin, baba hâkimiyetinin sona ereceği hükmü getirilmiştir. M.S. 374’de İmparator Valention ve Gration’un yönetimleri sırasında ise; reşit olmayan bir çocuğun öldürülmesi, kasten öldürme olarak kabul edilmiş, yeni doğan çocuklarını öldüren aile reisleri ise ölüm cezasına çarptırılmaya başlanmıştı.[6]  

Ailenin Malvarlığını Kullanma Yetkisi

Ailenin malvarlığının kullanılma yetkisi sadece aile reisine aitti. Bu nedenle, aile reisi, hâkimiyeti altındaki kimselerin malvarlığını sınırsız bir şekilde kullanabilirdi. Ancak ekonomide tarım yanında ticaret de önem kazanmaya başladıktan sonra,  post klasik dönemden itibaren, aile evlatlar, kısıtlı da olsa malvarlığı edinebilmeye başlamıştı.[7]

Baba Hâkimiyeti Altına Girme

Roma Hukuku’nda, baba hâkimiyeti; doğum, evlat edinme ve nesebin düzeltilmesi yollarıyla kurulabiliyordu.

Doğum Yoluyla Baba Hâkimiyeti Altına Girme

Ius Civile’ye göre; hukuka uygun bir evlilik içerisinde dünyaya gelen kız ve erkek çocukları, evliliğin manuslu veya manussuz bir evlilik olduğuna bakılmaksızın, baba hâkimiyeti altında yer alıyorlardı.

Evlenme gerçekleştikten sonra en erken yedinci ayda, sona ermesinden sonra en geç onuncu ayda doğmuş olan çocuklar ise, evlilik içerisinde doğmuş kabul ediliyor, baba hâkimiyeti altında sayılıyorlardı.

Roma Hukuku ve Evlat Edinme (Adoptio)

Roma’da, erkek alt soyu olmayan aile reisi, evlat edinme yoluyla ailenin ve adının sürmesini sağlardı. Kızlar ise, aile adını sürdürememesi sebebiyle, pek fazla evlat edinilmezlerdi.

roma hukuku, augustus
İmparator Augustus. Roma İmparatorluğunun ilk hükümdarı muhtemelen tarihteki en meşhur Romalı evlatlık idi. Roma’daki Museo Capitolino koleksiyonundan. Kaynak: https://en.wikipedia.org/

12 Levha Kanunu’na göre; erkek çocuğun babası, çocuğunu evlat edinecek kişiye devreder, böylelikle çocuk, köleye benzer bir duruma gelmiş olurdu. Çocuk, azat edilince, tekrar baba hâkimiyetine geri dönerdi. Aynı işlemler ikinci defa tekrar edildikten sonra, aile reisinin, çocuğu üzerindeki baba hâkimiyeti bir daha doğmamak üzere sona ererdi. Bu defa çocuk, eski aile reisine geri verilirdi. Daha sonra Magista’nın tasdiki ile çocuk, aile reisine yeniden teslim edilmiş olur ve akrabalık ilişkisi kurulurdu. Ancak bunun için, çocuğunu evlatlık veren aile reisi ile çocuğu evlat edinen aile reisinin, bu durumu Preator’un önünde kabul etmeleri gerekirdi.

Iustinianus’a göre; evlat edinen ile evlat edinilen arasında en az 18 yaş farkının bulunması gerekirdi. Yine Iustinianus’a göre; çocuğu olmayan kadınların evlat edinilmesi mümkündü.

Nesebin Düzeltilmesi (Legitimatio)

Nesebin düzeltilmesi, Klasik sonrası dönemde ortaya çıkmıştır. Hukuka aykırı bir evlilik veya evlilik dışı doğmuş çocuklar, ana ve babanın sonradan evlenmesiyle birlikte evlilik içerisinde doğmuş kabul ediliyorlardı. Çocuğun babası ile anasının evlenmesi imkânsız ise, babanın talebi ve imparatorun tasarrufu ile çocuğun durumu düzeltilebiliyordu.[8]

Roma Hukuku ve Küçüklerin Hukuki Statüsü

Roma’da, M.Ö. 190 yılı dolaylarında, Lex Platoria’da yer alan düzenleme dolayısıyla, bir kimsenin rüştünü kazanma yaşı 25 idi. 25 yaşını doldurmamış kişiler ise “küçükler” olarak anılıyordu. Küçüklerin yaşı ise, hukuki ehliyetleri açısından önem arz ediyordu.

Roma’da, küçüklerin hukuki ehliyeti; ergenliğe erişmemiş küçükler ve ergenliğe erimiş küçükler açısından ikiye ayrılıyordu. 0 ila 7 yaş aralığındaki küçüklerin, kendisini ifade etmekten yoksun oldukları kabul ediliyordu. Bu yaş aralığındaki küçüklerle ilgili işlemler ise, aile reisi tarafından yürütülmekteydi. Baba hâkimiyeti altında olmayan çocuklara ise vasi tayin ediliyordu. 7 ila 14 yaş aralığındaki küçükler ise, kısmi olarak hukuki işlem ehliyetine sahipti.

Roma’da; M.Ö. 47 yılına kadar, aile evlatlarına, ehliyetsiz olarak kabul edildikleri için ödünç para verilmesi yasaklanmıştı. Justinianus zamanında ise; hukuki işlemler bakımından küçüğün fizyolojik olgunluğa erişmesi önem arz etmekteydi. Fizyolojik olgunluğa erişme yaşı kızlarda 12, erkeklerde ise 14 olarak kabul edilmiştir. Ancak; küçüklerin fizyolojik olgunluğa erişmesi, hukuki işlem yapabilmeleri için yeterli görülmüyor, zihinsel olgunluğa erişmeleri de aranıyordu. Bu sebeple; küçüklerin, 25 yaşına gelene kadar, bazı sınırlamalarla korunması gerektiği düşünülüyordu. Lex Plaetoria’ya göre; 25 yaşından küçüklerin deneyimsizliklerinden yararlanılarak kandırılabilecekleri sebebiyle korunmaları gerekmektedir. Buna göre; 14-25 yaş arasındakiler, borç yükümlülüğü altına girdiklerinde, kandırıldıklarını ispat ederlerse, mahkûm olmaktan kurtuluyorlardı.  

Küçükler Üzerindeki Vesayet (Tutela Impuberum) ve Roma Hukuku

Roma’da, ergenliğe erişmemiş çocuğun üzerindeki baba hâkimiyeti ortadan kalktığı zaman, küçüğün malvarlığının korunması ve yönetilmesi için vesayet altına alınmasına ihtiyaç duyulurdu. Küçüğün vesayet altına alınması ise üç şekilde gerçekleştirilirdi. Aile reisi ölmeden önce vasiyetnamesinde vasi olmasını istediği kişiyi gösterirdi. Buna vasiyetname yoluyla vasi tayin edilmesi (tutor testamentarius) denilirdi. Eğer vasiyetnamede böyle bir düzenleme yoksa kanuni vesayet yoluyla, küçüğün en yakın mirasçısı vasi olarak atanırdı. Buna, kanun icabı vasi (tutor lefitimus) denilirdi. Bu iki hal mümkün değil ise, Praetor, vasiyi bizzat tayin ederdi. Buna ise, tayin edilmiş vasi (tutor dativus) denilirdi. (D, 27, 2, 1)

Vesayetin bir kamu görevi olduğu fikri toplumda kabul edilmeye başlandıktan sonra, bu görevi üstlenmeye engel teşkil edecek haller kabul edildi. Kişi; yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik, çok çocuğunun bulunması, kamu hizmetinde çalışması, asker olması gibi durumlardan birine haiz ise vasi tayin edilemiyordu. Klasik devirde ve daha önceleri devirlerde kadınlar vasi tayin edilemezken, post klasik devirden itibaren kadınların da vasi tayin edilebileceği kabul edilmiştir.

Roma’nın ilk dönemlerinde, vasinin vesayeti altındaki kişi üzerindeki hakkı mutlak hak niteliğine yakın olarak kabul ediliyordu. Daha sonraki devirlerde ise bu hakkın, vesayet altındaki küçüğün himayesi ve eğitilmesine ilişkin olduğu fikri kabul edilmişti. (D., 26, 1, 1; I, 1, 13, 1)

Çocuğun Malvarlığı Üzerindeki Hak ve Sorumluluklar

Roma’nın ilk dönemlerinde, vasi, vesayet altındaki küçüğün malvarlığı üzerinde malik gibi tasarrufta bulunabilirken; ilerleyen dönemlerde, küçüğün malvarlığının idaresinde, sadece küçüğün menfaatlerini gözetecek şekilde davranılması gerektiği fikri kabul edilmişti.

Vasi, küçüğün malvarlığının bir envanterini yapmak ve çocuğun malvarlığını iyi idare edeceğine dair teminat vermek zorundaydı (cautio rem pupilli salyam fore). Iustinanus’tan itibaren ise; vasi ile küçük arasında akit benzeri bir işlem olduğu kabul edilmiştir. Bu dönemde; akit benzeri bu işlemden doğan davalarda, vasinin, küçüğe dair yaptığı işlemlerde, kendi işlerinde gösterdiği dikkat ve özeni gösterme yükümlülüğü altında olduğu kabul edilmişti. Dürüstlük kuralından kaynaklanan bu yükümlülük uyarınca; vesayet ilişkisi sona erdikten sonra, küçük, vesayetin idaresinden doğan zararlarını, vasiden isteyebiliyordu. Vasi ise, vesayet ilişkisi dolayısıyla yapmış olduğu şahsi masraflarını, küçükten talep edebilme hakkına sahipti. Bu davalar neticesinde, vasi, mahkûm ilan edilirse şerefsiz (infamis) hale gelirdi. (D. 27, 3, 1)

Vasi, küçüğün malvarlığının idaresini yaparken, vasıtalı temsil yolunu kullanırdı. Üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin neticeleri, vasinin kendi üstüne doğar; vasi, daha sonra bunları ayrı bir işlemle, küçüğe devretmek zorunda kalırdı. 7 ila 14 yaş aralığındaki küçüklerin vasileri ise, işlemi yapan küçüğün yanında bulunarak, işleme onay (auctoritas) verirlerdi. Hak iktisabının doğrudan küçüğün malvarlığına girmesi isteniyor ise, işlemin bir tarafında küçüğün hâkimiyeti altında olan bir köle yer alır ve kölenin iktisapları malikin olur kuralı gereğince başka bir işleme gerek olmaksızın, yapılan işlemler, küçüğün üzerinde sonuç doğururdu.[9]

Ergen Küçükler Üzerindeki Kayyımlık (Cura Minorum)

M.Ö. II. yüz yıla kadar ergen küçükler, fiil ehliyetlerini tam olarak kazanıyorlardı.[10] Ancak, ergen hale gelmenin küçüklerin tam olarak kandırılmalarını önleyemediği ve bunun küçükler açısından zararlı sonuçlar doğuracak hukuki işlemlere mahal verdiğinin görülmesiyle birlikte; M.Ö. II. yüz yılda çıkartılan Lec Plaetoria’ya ile birlikte 14 ila 25 yaş aralığındaki küçüklerin korunması için, Praetorlar, bazı himaye vasıtaları tanıdı.

Buna göre; 14 ila 25 yaş aralığındaki ergen küçüklerin (minor) üçüncü kişilerle yapacakları hukuki işlemleri yapabilmeleri için, bu yaş aralığındaki küçüklere, kayyım atanmaya başlandı. Kayyım, ergen küçüğün başvurusu üzerine tayin ediliyor ve küçüğün malvarlığını idare ediyordu. Kayyım atanması konusunda, ergen küçüğün iradesine önem verilmekteydi. Iustinianus devrinde ise, küçüğün iradesinin aksine kayyım atanmamaktaydı.(I. 1, 23, 2) Kayyım ile ergen küçük arasındaki işlemler ise vekâletsiz iş görme (negotiorum gestio) kurallarına göre değerlendiriliyordu.

SONUÇ

Roma’nın ilk dönemlerinde, çocuklar, tıpkı yetişkinler gibi değerlendirilmiş, onlara özgü düzenlemeler yapılmaya gerek görülmemiştir. Çocukların, var oluşları gereği, güçsüz ve savunmasız olmalarından kaynaklı olarak, hakları gözetilmeyerek adeta bir mülkiyet hakkının konusuymuşçasına, aile reisine, çocuğun hayat ve ölümüne karar verebilecek kadar sınırsız haklar tanınmıştır. İlerleyen dönemlerde ise, çocuğun doğasına daha uygun olacak şekilde hakları gözetilmeye başlanmış ve aile reisinin çocuk üzerindeki hâkimiyet yetkisi sınırlandırılmıştır.

Çocuğun, doğasından kaynaklanan savunmasızlığı karşısında, onu koruyacak hukuk kuralları getirmeye başlanmıştır. Çocuğun yaşına atfedilen değer, kademeli bir şekilde değerlendirilmiş ve yaş gruplarına göre hakları gözetilmeye başlanmıştır. Günümüzde, daha ayrıntılı düzenlemelerle uygulanmaya devam eden vesayet ve kayyımlık gibi olguların temelleri Roma Hukuku’nda atılmıştır. Ergenlik yaşı ise, günümüze kıyasla, Roma’da çok daha geniş tutulmuş ve bu kapsamda, sınırlı da olsa, çocuk hakları gözetilmesi için önemli adımlar atılmıştır.

KAYNAKÇA

Akyüz Emine, Çocuk Hukuku, Çocuk Hakları ve Korunması, Ankara, 2018, s. 24.

Kaser Max, Römisches Privatrecht, München, 1976, s. 344.

Somer Pervin, 100 Soru 100 Cevap Roma Hukuku, İstanbul, 2010, s. 9.

Mutluay Nazmiye, Yunan ve Roma Uygarlığında Çocuk, Ankara, 2007, s. 90, 96.

Tanilli Server, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, 1999, s. 375, 488.

Tahiroğlu Bülent, Erdoğmuş Belgin; Roma Hukuku Dersleri, İstanbul, 2005, s. 142, 143, 148, 150.

Ziya Umur, Roma Hukuku Ders Notları, s. 173-176.


[1] Giresun Barosu, Giresun Üniversitesi Çocuk Hakları Anabilim Dalı, Yüksek Lisans öğrencisi.

[2] Ayrıntılı bilgi için bkz. Nazmiye Mutluay, Yunan ve Roma Uygarlığında Çocuk, Ankara, 2007, s. 90; Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, 1999, s. 375.

[3] Ayrıntılı bilgi için bkz. Bülent Tahiroğlu, Belgin Erdoğmuş; Roma Hukuku Dersleri, İstanbul, 2005, s. 142.

[4] Ayrıntılı bilgi için bkz. Bülent Tahiroğlu, Belgin Erdoğmuş; Roma Hukuku Dersleri, İstanbul, 2005, s. 143; Umur Ziya, Roma Hukuku Ders Notları, s. 173-174

[5] Ayrıntılı bilgi için bkz. Nazmiye Mutluay, Yunan ve Roma Uygarlığında Çocuk, Ankara, 2007, s. 96; Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, 1999, s.488.

[6] Ayrıntılı bilgi için bkz: Emine Akyüz, Çocuk Hukuku, Çocuk Hakları ve Korunması, Ankara, 2018, s. 24.

[7] Ayrıntılı bilgi için bkz: Ziya Umur, Roma Hukuku Ders Notları, s. 175-176; Max Kaser, Römisches Privatrecht, München, 1976, s. 344.

[8] Ayrıntılı bilgi için bkz. Bülent Tahiroğlu, Belgin Erdoğmuş, Roma Hukuku Dersleri, İstanbul, 2005, s. 148.

[9] Ayrıntılı bilgi için bkz. Bülent Tahiroğlu, Belgin Erdoğmuş; Roma Hukuku Dersleri, İstanbul, 2005, s. 150.

[10] Ayrıntılı bilgi için bkz. Pervin Somer, 100 Soru 100 Cevap Roma Hukuku, İstanbul, 2010, s. 9.


Sizin için Seçtiklerimiz

Slide 2

Bugünkü söyleşimizde Psikoloji Bilim Uzmanı ve Aile Danışmanı Sayın Şirin Şinikçi'yi ağırladık. COVID-19 döneminde çocuk psikolojisine ilişkin bilinmesi gerekenler neler? Çocuğa ölüm haberi nasıl verilir? Çocukların kıyafet seçimleri nasıl ve niçin düzenlenir? Keyifli okumalar dileriz.

Slide 2

“1932 yılında Üsküdar’da doğan Ayfer Akkal, gerçek bir İstanbul hanımefendisi. Bin dokuz yüz otuzlu yıllardan itibaren tanıklık ettiği İstanbul’u; Cumhuriyet ilan edildikten sonra da etkisini hissettirmeye devam eden Osmanlı saray kültürünü; okuldaki izcilik ve atletizm maceralarını; iki çocuğunun birini IDSO’da başarılı bir müzisyen, diğerini ise seçkin bir iş kadını olarak yetiştirişini öyle canlı anlattı ki, konuşmamız hiç bitmesin istedim.” Begüm Feyzioğlu yazdı.

Slide 3

Devlet Tiyatrolarında ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Tiyatrolarında ışık tasarımı alanında uzun yıllar çalışmış Ersen Tunççekiç ile röportaj yaptık.

Slide 3

Bana ilham veren bir cumhuriyet kadınının, azimli bir köy öğretmenin Bursa’dan Afganistan’a uzanan hikayesini anlatacağım size. Daha doğrusu o kendi hikayesini anlatacak, ben aracı olacağım. Kahramanımızın adı Gülten Bengür. Benim anneannem… Ama bu bilgiyi sadece bir detay olarak veriyorum. Çünkü anneannem olmak haricinde, yaşamının 87 baharına sığdırdığı o kadar macera var ki, “birinin anneannesi olmak” bunların yanında fazlasıyla sıradan kalıyor.

previous arrowprevious arrow
next arrownext arrow