Osmanlı’da Ramazanlar

Berkay Özdemir

11 aydır özlemle beklediğimiz Ramazan ayı sonunda geldi çattı. Sofralardaki bereket, evlerdeki huzur, diğer aylardan daha fazla… İbadet, yardımlaşma, iyilik yapma gibi unsurların ön plana çıktığı bu ayda acaba eskiden Ramazan ayı nasıl geçiyordu, ne gibi ekinlikler yapılıyordu bu yazıda yanıt vermeye çalışacağım.

Osmanlı, sınırlarına kattığı her bölgede hoşgörüsü ile bilinir. Öyle ki o bölge Osmanlı egemenliğinden çıktıktan sonra eskisi gibi olmamış ve karışıklıkların olduğu bir yer haline gelmiştir. Osmanlı, toprakları genişledikçe çok uluslu, çok dinli bir Devlet haline gelmiştir. Ve şüphesiz ki her ulusun dini vecibelerine saygı göstermiş, belli şartlarda serbest bırakmıştır. Ramazan ayı geldiğinde ise Müslümanlar ile Gayrimüslimler arasındaki dengeyi başarılı bir şekilde sağlamıştır.

Ramazan ayını kadılar belirlerdi

Osmanlı döneminde Ramazan ayının ne zaman geleceği önceden belli olmuyordu. Bu görev ise kadılara düşüyordu. Ramazan ayının gelmesi, ayın doğuşuna bağlıydı. Kadılar ayın doğuşunu takip ediyor ve yüksek tepelere çıkarak Ramazan ayının gelişini haber ediyordu. Böylelikle Ramazan ayının başlangıcı da belli oluyordu.

Fotoğraf: Samer Daboul

Zimem defteri

Ramazan ayı geldiğinde Osmanlı tebaası içindeki ekonomik yardımlaşma, artış gösterirdi. Ekonomik durumu iyi bireyler, hiç tanımadıkları semtlere gidip bakkal, manav ve fırınlardaki zimem defterlerinden yani bugünkü adıyla veresiye defterlerinden rastgele bir sayfa açar ve o sayfadaki kişinin “Silin borçlarını, Allah kabul etsin.” diyerek sevap işlerlerdi. Böylelikle borcu ödenen ile borcu ödeyen kişi tanışmadan sevap işlenmiş olurdu.

Görsel: Zimem Defteri Örneği

Yaz tatili Üç Aylarda olurdu

Osmanlı Devleti’nde okullara medrese adı verilmekteydi ve medreseler yaz tatillerine üç aylarda çıkarlardı. Bu tatillerde, seçilmiş olan öğrenciler, hem kendi bilgilerini pekiştirmek hem de dini konularda halkı aydınlatmak adına Devlet’in farklı bölgelerine giderlerdi. Bu sisteme o zamanlar “cerre çıkmak” adı verilirdi. Anlaşılacağı üzere günümüzde bu sistem “yaz staj eğitimi/summer intern” benzeri bir sistemdir.

Görsel: Medresede Eğitim Gören Öğrenciler

İftar Vakitlerinde Kapılar Açık Tutulurdu

Osmanlı’da halk, eşe-dosta ve tanımadığı diğer insanlara iftar vermek için çırpınır dururdu ve bunu büyük ibadet olarak kabul ederlerdi. Bu yüzden de iftar vakitlerinde evlerinin kapılarını açarlardı. Aynı kalplerinin kapılarını açtıkları gibi. Böylece yemek ihtiyacı olan, yolda kalan insanlar istediği eve girer ve yemek yerdi. Yemek yemek için evine gelen kişiye ev sahibi kim olduğunu bile sormazdı. Günümüzde belediyeler ve çeşitli hayırseverler, iftar çadırları kurarak bu geleneği devam ettirmektedirler.

İftarın ardından ise ev sahibi, gelen misafire “diş kirası” adı ile hediyeler sunardı. Özellikle konuk, ekonomik açıdan zor durumda ise kadife keseler içinde altın ve gümüş akçeler verilirdi. Bunun amacı ise kişinin duasını alarak sevap kazanmaktı.

Görsel: İftar Sofrası Örneği

Tenbihnameler yayınlanırdı

Osmanlı döneminde Ramazan ayına Müslümanlar gibi Gayrimüslimler de değer verirdi. Ramazan ayının gelmesiyle birlikte Osmanlı Devleti, halkının mübarek ay içinde nasıl davranması gerektiğini belirten bir tenbihname yayınlardı. Tenbihnamelerde; Müslümanların beş vakit namazı camide cemaatle birlikte kılması, mazereti olmayan tüm Müslümanların oruç tutmaları gerektiği belirtilirdi. Gayrimüslimlerin gündüzleri açık alanlarda yemek yemeleri, su, sigara içmeleri yasaklanırdı.

Hırka-i Saadet Merasimi

Ramazan ayının 12. günü Osmanlı’da son derece büyük bir öneme sahipti. Kutsal emanetlerin bulunduğu Has Oda, temizlenir ve gül suyu ile yıkanırdı. Ardından öd ağacı (ud enstrümanına adını veren ve udun hammaddesi olan ağaç) ve amber yakılırdı. Devletin ileri gelenlerinin hazır bulunduğu törende, Padişah tarafından gümüş sandukanın içinden hırka-i saadet çıkartılırdı.

Görsel: Hırka-i Saadet Merasimi Örneği

Yaşam dururdu

Osmanlı döneminde, Ramazan ayında gündüzleri adeta sokaklar boşalırdı. İnsanlar gündüzleri uyur, akşamları ise hem çalışır hem de eğlenirdi. İftar ile sahur arasında ortaoyunu, meddah, karagöz gibi oyunlar izlenirdi. Geceleri insanları sahura kaldırmak için Ramazan davulcuları görev başında olurdu, davul çalıp mani söylerlerdi. Yani Ramazan ayı Osmanlı’da festival tadında geçerdi.

Görsel: Hacivat ve Karagöz Gösterisi

Zam yapılması yasaktı

Osmanlı’da Ramazan ayında yiyecek ve eşya fiyatlarının zamlanmamasını Devlet kontrol ediyordu. Özellikle gıda maddelerinin Ramazan ayı boyunca daha ucuza satılması sağlanıyordu. Narh Defterleri de denen defterlere Devletin koyduğu fiyatlar kaydediliyordu ve fakir aileler de düşünülerek fiyatlar düşük tutuluyordu.

Görsel: Osmanlı’da Çarşı Örneği

Huzur dersleri

Ramazanın ilk 10 veya 8 gününde yapılan bu dersler Şeyhülislam tarafından ulemadan belli sayıda seçilerek günlere paylaştırılır ve en liyakatli âlimin bir ayeti tefsir etmesiyle gerçekleştirilirdi. Bu olay gerçekleştirilirken padişah bile olsa cemaat ile birlikte diz çökerek derslere katılırdı.

Çocuklarda oruç

İlk defa oruç tutacak çocuklara hediyeler verilirdi. Tam gün oruç tutamayacak çocuklara öğle vakti oruçları açtırılır ve buna “Tekne Orucu” denilirdi.

Arife Çiçeği

Osmanlı’da bayramların bilhassa çocuklar için ayrı bir yeri vardır. Bayramlıklarıyla sokakta gezen çocuklara “Arife Çiçeği” denilirdi. Osmanlı’dan gelen “Arife Çiçeği” kavramı; bayramdan birkaç gün önce yapılan alışverişin ardından çocukların sabırsızlanarak giysilerini bayramdan bir gün önce, yani Arife günü giyerek dolaşması olarak tanımlanırdı.

Görsel: Arife Çiçeği Örneği

Velhasıl kelam, Osmanlı’da Ramazan ayı hem bereketli hem bol sevaplı hem de bol eğlenceli geçerdi. Osmanlı’daki Ramazan’ı ben anlattım, günümüz ile karşılaştırması da siz değerli okuyuculardan olsun.

Hayırlı Ramazanlar…