Adem ile Havva, Gülün Adı ve 2015-2018 Elsevier Davaları: Bilginin Peşinde İnsan

Begüm FEYZİOĞLU

“Tanrı biliyor ya… o bile katlanamaz bir ölümlünün içtenlikle kendini keşfine.”
Ece Temelkuran, İç Kitabı

GİRİŞ

İnsan’ın manevi varlığını geliştirmesi ve bilgiye erişmesi hiçbir çağda kolay olmadı. Bilgi giz ve güçtü. Seçkinlerin hizmetine sunuldu. Gizli olan her şey gibi, merak uyandırdı, ağız sulandırdı. İnsan, bilgi uğruna nice yollar yürüdü. Bilgi uğruna öldü ve öldürdü. Hatta ve hatta, bilgi uğruna Cennet’ten kovuldu. Bu yazıda önce İncil’in Genesis’inde (Yaratılış) anlatıldığı şekliyle Adem ve Havva’nın cennetten kovulma maceralarına bakalım, hafızalarımızı tazeleyelim. Ardından yeni okumayı bitirdiğim Umberto Eco’nun “Gülün Adı” isimli romanında “insanın bilgiyi arayışı” temasının nasıl işlendiğini inceleyelim. Yolumuz önce Aden’e çıksın, oradan İtalya’da bir Orta Çağ manastırının kapısını çalalım. Finalde de 2000’li yıllarda açılmış bazı fikri mülkiyet hukuku davalarından bahsedelim. Genel geçer, her çağa uyarlanabilir yargılara varılabilir mi, bir bakalım.

Kıymetli Okur,

Bir sokağa çıkma yasağı eğlenceme daha hoşgeldin. Saçmalıyorsam söylemek serbest. Hazırsak başlayalım.


"Bir kutup ayısını düşünmemeye çalışın. Göreceksiniz ki, o lanetli şey her an aklınıza gelecek."
Dostoyevski, Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
Adem ile Havva, Gülün Adı ve 2015-2018 Elsevier Davaları

1. Bilgiyi Arayış ve Cennetten Kovulma

Genesis’te betimlendiği üzere Tanrı, yeri ve göğü yaratıp güzelce dinlendikten sonra Adem’i var eder ve onu cennetten bir köşe olan Aden’de bir bahçeye koyar. Aden’den bir ırmak doğar, bahçeyi besleyerek dört kola ayrılır: Pişon, Gihon, Dicle ve Fırat. Adem’in görevi bu güzel bahçeye bakmak ve onu işlemektir.

Tanrı Adem’e:

“Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin. Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.”

diye buyurur (Genesis 2:15-2:17).

Eyvah ki ne eyvah! Adem, kendisine “düşünme” denilen şeyi düşünmemeyi başarabilecek midir?

Adem’in o an ne düşündüğünü, nasıl hissettiğini, meraklanıp meraklanmadığını bilmeyiz. Zira Genesis bu konuda bir açıklama getirmez ve zaten Adem de yorulur ve uzun bir uykuya dalar. Adem uykudayken Tanrı Adem’in kaburga kemiklerinden birini alır. Kaburgadan Havva’yı yaratır.

Yüce Tanrı:

“Ona kadın denilecek. Çünkü o adamdan alındı. Adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak ve kadın ve erkek tek beden olacak.” (Genesis, 2:23)

Adem artık yalnız değildir. Bir yol arkadaşı, eşi vardır.

– Ve Son –

Adem ve Havva Sonsuza Dek Mutlu Yaşadılar…


Adem ile Havva, Gülün Adı ve 2015-2018 Elsevier Davaları cennetten kovulma yılan tanrı aden
Peter Paul Rubens – The Yorck Project (2002) 10.000 Meisterwerke der Malerei. Museo del Prado, Madrid.

Adem’le Havva’nın Cennet’te çoluk çocuğa karıştıklarını ve sonsuza dek mutlu yaşadıklarını söylemek isterdim. Fakat ilginçtir, böyle hikâyeler Dünya’da olmadığı gibi, Cennet’te dahi yok. Üstelik hikâye bu şekilde sonlansaydı, takdir edersiniz ki İncil çok kısa bir kitap, hatta bir kitapçık olurdu.

Hayır, Adem ve Havva Cennet’te sonsuza dek mutlu yaşamazlar. Kısıtlı imkânlar dâhilinde günlük hayatlarına devam eder ve sosyalleşirler. Mesela Havva kendine arkadaş olarak Yılan’ı seçer. Hani korku filmlerinde gece vaktidir ve ana karakter aniden ormana gitmeye karar verir de ekran başından “Hayır yapma, sakın!” diye bağırmak ve onu omuzlarından tutup silkelemek istersiniz ya… Öyle bir arkadaşlıktır Havva’nınki.

umberto eco gülün adı cennetten kovulma

Nitekim Yılan’ın pek yanlış bir seçim olduğu çok geçmeden anlaşılır. Yılan sinsi ve kurnazdır. Bir sohbet esnasında Havva’ya:

“Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” (Genesis, 3)

diye sorar. Havva yanıt verir:

“Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz. Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.” (Genesis, 3:2)

Yılan Havva’nın içine bir kurt düşürür veya Dostoyevski’nin ifade etmeyi tercih ettiği şekliyle aklına “beyaz bir kutup ayısı” sokar. Havva bir İnsan’dır ve İnsanca bir merakla daldaki elmayı koparır. Elmayı yediği gibi Adem’e de yedirir. İşte Dostoyevsi’nin “beyaz kutup ayısı”, Adem’le Havva’ya bir Cennet’e mal olur:

“Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.” (Genesis 3:6)
Adem ile Havva, Gülün Adı ve 2015-2018 Elsevier Davaları elma bilgiyi sembolize eder cennetten kovulma bilgi ağacı

Yüce Tanrı, buyruklarına uymayan Adem ve Havva’yı cezalandırır. Onları Yılan’la birlikte Cennet’ten bir köşe olan Aden’den alır, Dünya’ya sürer.  Bununla da kalmaz:

Yılan’la İnsan’ı birbirine düşman eder. Kadın’ı sonsuz doğum acısına ve Erkek’e tabi olmaya mahkûm eder. Erkeği de yaşam boyu çalışmak, yiyecek aramak zorunda bırakır.

Son olarak da, Adem ve Havva gittikten sonra Aden’deki güvenlik önlemlerini arttırır, yol boyunca Yaşam Ağacı’nın etrafına alevli kılıçlar yerleştirir. İşte böyle… Sıfır noktasından yani Cennet’ten başlar İnsan’la bilgi arasındaki kovalamaca.

Bilgi gizlenir, İnsan merak eder.  

Merak eden İnsan, yasakları deler.

İnsan yasakları deler, sonuçlarına katlanır.

Ve böylece bilginin herkese erişilebilir olduğu, İnsan’ın özgürce manevi varlığını geliştirebildiği bir Dünya, çağlar boyunca hayal dahi edilemeyecek kadar gerçek dışı kalır.

2. Umberto Eco’nun Gülün Adı Romanı ve İnsanın Bilgiyi Arayışı

“Gülün Adı” , Umberto Eco’nun 1980 basım yıllı romanıdır. Umberto Eco, “daha pek çok şey” olmanın yanında bir roman yazarı ve bir göstergebilim uzmanıdır. Romanlarında sembollerden yoğun olarak yararlanır. İnsanın bilgiyi arayışındaki sistematik engeller Umberto Eco’nun “Gülün Adı” romanında da baskın bir tema olarak kendini hissettirir.

Adem ile Havva, Gülün Adı ve 2015-2018 Elsevier Davaları hristiyanlık

Kitabı henüz okumayanlar veya filmini ya da dizisini izlememiş olanlar için konuyu olabildiğince detaya girmeden anlatacak olursam:

Gülün Adı, Orta Çağ’da İtalya’nın kuzeyinde bir manastırda geçer.

Rahip William, bir Benedikten kilisesindeki cinayetleri soruşturmaya davet edilir. William, öğrencisi Adso ile birlikte manastırın yolunu tutar.

Cinayeti soruşturması için manastırdaki her yere girip çıkmasına, herkesle konuşmasına izin vardır. Bir yer hariç: Kütüphane. William’ın manastırda geçirdiği bir haftalık süre boyunca ölümler birbirini takip eder ve oklar ısrarla kütüphaneyi gösterir.

Ölen kişiler kütüphanedeki kitaplarla fazlasıyla “haşır neşir” keşişlerdir. Buna rağmen manastırın baş keşişi ve kütüphaneci William’ın kütüphanede inceleme yapmasına şiddetle karşı çıkar.

Adem ile Havva, Gülün Adı ve 2015-2018 Elsevier Davaları kütüphane tarihi kütüphane bilgiyi arayış manastır

Nedendir kütüphaneyi gözlerden uzak tutmaktaki ısrar?

Benediktenlere göre, kitaplar ve içindeki bilgiler saklanmalı, yanlış ellere düşmemelidir. Ayrıca İncil’e aykırı bilgiler içeren kitapların okunması çok ama çok tehlikelidir.

İlginç olan şey şudur:

Bir yandan manastır “bütün Hristiyan âleminin en geniş kitap koleksiyonuna sahip olmakla” övünmektedir. Bir yandan da kütüphaneye ve içerisindeki bilgilere yalnızca kütüphanecinin ve yardımcısının doğrudan erişimi vardır.

Manastırdaki kitaplar el yazmasıdır. Yazmanlar aracılığıyla kopyalanmakta ve kenarlarına resimleyiciler işlemeler yapmaktadır. Kütüphanedeki koleksiyona değerli katkılarda bulunan bu yazman ve resimleyiciler ile günlerini kütüphanenin çalışma odasında geçirerek üreten düşünürler dahi kütüphaneye erişememekte; bir kitap istedikleri zaman kütüphaneciden talepte bulunmaktadırlar. Talepleri kimi zaman kabul edilmekte, kimi zaman reddedilmektedir. Bilgiyi üretenlerin dahi bilgiye erişemediği bir düzendir manastırın kütüphanesindeki.

Üstüne üstlük kütüphane, davetsiz misafirleri uzak tutmak, uzak tutamadıklarını da dehlizlerinde kayıplara karıştırmak üzere bir labirent şeklinde inşa edilmiş, okunması sakıncalı bulunan kitap sayfalarını zehre batırmıştır.

Gülün Adı, bilgiye erişim hakkı hakkında bana neler düşündürdü?

Hristiyan âleminin en görkemli kütüphanesine sahip manastırın keşişlerinin talihleri, Adem ve Havva’nın meyvesini yedikleri ağacın gölgesinden fazla uzağa düşmemiştir. Bilgi hala giz, sır ve güçtür.

Bilginin toplum ile paylaşılması bir yana; kütüphaneye katkı sağlayan düşünürler, yazarlar ve çizerler dahi bilgiye erişememektedir. Tanrı nasıl Genesis’te Yaşam Ağacını yanan kılıçlarla kuşattıysa, manastır da kitapları ölümcül zehirlerle ve girenin çıkamadığı labirentlerle korumaktadır. Silahlar değişmiş fakat öz aynı kalmıştır.  

3. Elsevier Davaları

Gülün Adı’nı ve İtalya’yı bir süreliğine bırakalım. Hollanda’ya hızlıca bir geçiş yapalım ve Elsevier şirketi ile tanışalım. 1880 yılında Hollanda’da bir yayınevi olarak kurulan Elsevier, bir bilgi ve analiz şirketi.

Adem ile Havva, Gülün Adı ve 2015-2018 Elsevier Davaları online araştırma

Elsevier  günümüzün önde gelen bilimsel, teknik ve tıbbi bilgi sağlayıcılarındandır. Ürünleri arasında bilimsel dergiler, elektronik dergi koleksiyonları, online atıf dizinleri bulunmaktadır. 2018 verileri uyarınca Elsevier yıllık olarak 470,000’den fazla makale ve 2,500’den fazla makale basmaktadır.

Arşivinde 16 milyondan fazla makale ve 30.000 e-kitap bulundurmakta ve bunları üyelik sistemi ile kurumlara ya da münferit olarak gerçek veya tüzel kişilere erişime açmaktadır.

Son olarak, Elsevier’in sahibi olduğu veri tabanları üzerinden yapılan yıllık indirme sayısının da 1 milyarı geçtiğini söylemekte fayda var.

Elsevier, bilim insanlarının yazdığı makalelerden beslenen veri tabanındaki tüm bilgi ve belgelerin satış ve/veya fikri mülkiyet hakkına sahiptir.  Sorun şu ki, bu yayınları kullanıcılara yaklaşık %37 karlılık payı bırakarak sunmaktadır.

Karlılık nereden gelmektedir?

Elsevier’in veri tabanlarına üyelik ücretleri son derece pahalıdır. Üstelik Elsevier’den vazgeçmek, veri tabanında bulundurduğu bilimsel makale ve dergilerin saygınlığı ve sayıca fazlalığı nedeniyle hiç kolay değildir.

Üstelik Elsevier, türünün tek örneği de değildir. Springer, Wiley-Blackwell gibi başka şirketler de oldukça yüksek karlılık oranları ile sektörde faaliyet göstermektedir.

İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden olan the Guardian’da 29.08.2011 tarihinde yayınlanmış bir gazete haberinden alıntı yaparak konuyu biraz daha netleştirelim:

“Elsevier’in veri tabanlarındaki dergilerin içerisinden yalnızca bir makale okumak için 31.50 ABD Doları’nı gözden çıkarmanız gerekmektedir. Springer makaleler için 34.95 Euro,  Wiley-Blackwell ise 42 ABD Doları talep etmektedir. Bir makaleyi 10 kere okumak istiyorsanız 10 kere ücret ödemeniz gerekmektedir. Ayrıca dergiler ebedi olarak telif hakkı ile korunmaktadır. 1981’de basılmış bir mektubu mu okumak istiyorsunuz? 31.50 ABD Doları ödeyeceksiniz.

Elsevier ve benzeri şirketlerin fiyat politikaları ve iş modelleri dünya çapında tepki toplamakta, bilgiyi fazlasıyla ticarileştirdikleri için protesto edilmektedir. 2012 yılındaki protestolara 10.000’den fazla akademisyen ve araştırmacı destek vermiştir.

2012 yılında Harvard Üniversitesi söz konusu veri tabanlarının kar marjlarının çok yüksek olduğunu, üniversite açısından bu veri tabanlarına üyeliğin sürdürülebilir olmadığını, ayrıca bu veri tabanlarının akademiyi kısıtladığını ifade ederek veri tabanı üyeliklerini yenilemeyeceğini ifade etmiştir.

Elsevier ve benzeri şirketlerin engellerini aşma yolları

Elsevier ve benzeri şirketlerin bilgiye erişim için belirlemiş oldukları bedel hiç şüphesiz insanın manevi varlığını geliştirme ve bilgiye erişim haklarını önemli ölçüde kısıtlamakta, hatta kimi zaman imkânsızlaştırmaktadır. ABD Doları ve Euro üzerinden talep edilen ücretleri, dünyanın pek çok ülkesindeki bilim insanlarının karşılayabilmesi kur farkı nedeniyle çok zordur. Bu durumda bilgi, tıpkı Umberto Eco’nun “Gülün Adı” romanında betimlendiği gibi yalnızca seçkinlerin tekelinde olan, toplumla paylaşılmayan bir güç, hatta bir meta haline gelmektedir.

Manastır’daki kütüphanenin zehirli kitaplarını ve labirentlerini aşan İnsan, Elsevier’in ücretlendirme politikasını aşmaz mı? Cevap basit: Elbette aşar. Çünkü esas kural Adem ile Havva’dan beri aynıdır. İnsan meraklıdır. İnsan bilgiye erişmek ister. İnsan gizli tutulan bilgiye ulaşmak için çok şeyi göze alır, çok şeyi gözden çıkarır.

Bir engel aşma yöntemi olarak ResearchGate

ResearchGate yukarıda bahsi geçen veri tabanı şirketlerinin fahiş fiyat politikalarını ve bilgiye erişim engellerini aşmak için kullanıma sunulmuş olan bir İnternet sitesidir. ResearchGate’e üye olan kişiler, sitenin makale veri tabanından istedikleri makaleyi arayabilmekte, bir makaleyi indirmek istediklerinde karşılığında sisteme bir makale yüklemektedirler. Bu yolla, ResearchGate bilimsel makale okumak ve araştırma yapmak isteyen kişilere, normalde 30 ABD Doları veya Euro’dan az ödemeden ulaşamayacakları makaleleri ücretsiz olarak sunmakta, bir yandan da her kullanıcı ile birlikte arşivini genişletmektedir. Bir başka deyişle, Research Gate, her ne kadar hukuka uygun olmasa da, dava açılma riskini göze alarak, bilgiye erişim hakkı önündeki ölçüsüz engelleri kaldıracak bir model geliştirmiş ve bu modeli toplumun hizmetine sunmuştur.

Elsevier ve Wiley, Research Gate’te 7 milyondan fazla fikri mülkiyet hakkı ihlal edilerek paylaşılan yayın olduğunu ifade ederek Research Gate hakkında 2018 yılında tazminat davası açmış, Almanya’da görülen dava sonunda mahkeme davacıları haklı bulmuştur. Neticede ResearchGate yaklaşık 1.7 milyon makaleyi veri tabanından silmek zorunda kalmıştır.

Bir başka engel aşma yöntemi olarak Libgen ve Sci-Hub

Library Genesis ve Science Hub da paralı veri tabanlarına karşı açık bilgiyi savunan diğer girişimlerdir. Bu girişimler de, ResearchGate’e benzer olarak, hatta kar amacı gütmeden paralı ve telif haklarına tabi bilimsel ve edebi yazınları herkesin erişimine açmışlar, bilgiye erişim hakkının para ile satılamayacağını ifade etmişlerdir.

Libgen ve Sci-Hub da Research Gate ile benzer kaderi paylaşmış ve haklarında dava açılmıştır. Elsevier tarafından New York’ta 2015 tarihinde açılan davada, mahkeme Elsevier’in fikri mülkiyet haklarının ihlal edildiği ve sitelerin kapatılması gerektiği yönünde hüküm açıklamıştır

Güncel durum

Günümüzde Elsevier gibi para ile bilimsel makale sunan şirketler hala yüksek karlılık ile faaliyet göstermektedir.

Buna karşın, başka isimler ve başka internet siteleri altında, Libgen veya Sci-Hub benzeri hizmetler sunarak, bilginin para ile satılamayacağını savunan girişimler de mevcuttur. Bu girişimler genellikle Rusya gibi fikri mülkiyet haklarının çok gelişmemiş olduğu ülkeler üzerinden hayata geçirilmektedir.

Gülün Adı’nın Ardından…

ÇIKARIMLAR ve SONUÇ

Uzun bir yazı oldu ama bir noktaya varmak istiyorum.

Umberto Eco’nun Gülün Adı romanında betimlediği ve Hristiyanlık âleminin en kapsamlı kütüphanesine sahip manastırı ile günümüzün Elsevier’i arasındaki benzerliği fark etmemek mümkün değil. Nasıl manastırdaki kütüphane, manastırdaki düşünürlerin, yazarların, çizerlerin katkıları ile o kadar zengin ise; Elsevier ve benzeri veri tabanları da üreten, araştıran, yazan bilim insanları sayesinde bu denli zengin veri tabanlarına sahipler.

Buna karşın gerek manastırın, gerekse Elsevier ve benzeri şirketlerin bilginin sağlayıcısına karşı tutumu çok benzer. Dikkatinizi çekiyorum, kurumlardan biri Orta Çağ kurumu, diğeri 19. Yüzyıl sonunda kurulmuş ve 2020 yılı itibariyle halen faaliyet gösteriyor. Aradaki yüzyıllara rağmen her iki kurum da bilgiyi üretenin bilgiye erişimini ölçüsüzce, hakkın kullanımını kimi zaman imkânsızlaştıracak şekilde kısıtlıyor. Bilgiyi özelleştiriyor ve toplumdan soyutluyor.

Ayrıca hem manastır, hem de Elsevier ve benzeri veri tabanı şirketleri, bilgiye erişme talebinde bulunan, yasakları delen İnsan’a karşı gerektiğinde saldırgan yollara da başvurarak mevcut düzeni devam ettirmek için elinden geleni yapıyor. Manastır bunu kitap sayfalarını zehre batırarak ve kütüphaneyi bir labirentin içerisine gizleyerek yapıyor. Elsevier ve benzeri şirketler ise milyon dolarlık tazminat davaları açıyor. Yukarıda da dediğim gibi, silah değişiyor ama öz aynı kalıyor.  

Bununla birlikte Adem ile Havva’dan beri devam eden İnsan’ın bilgiye açlığı değişmiyor. İnsan, bilgiye erişiminin önüne ne engel konulursa konulsun, o engeli aşmak için bir yöntem buluyor ve gerekirse bedelini de ödüyor.

Şunu da mutlaka belirtmeliyim; bir hukukçu olarak fikri mülkiyet haklarının korunması gerektiğine, bu hakların meşruluğuna, çalışan ve üreten insanların emeğinin maddi karşılık bulması gerektiğine yürekten inanıyorum. Bununla birlikte, fikri mülkiyet hakları ile insanın bilgiye erişim hakkının ve manevi varlığını geliştirme hakkının “yarışan haklar” olduğunu da görmezden gelemeyiz. Bu yarışan haklar arasında makul bir dengenin kurulması, fikri mülkiyet hakları sebebiyle İnsan’ın bilgiye erişim hakkının makul olan ölçülerin çok ötesinde kısıtlanması adalet duygusunu zedeleyeceğinden Elsevier gibi şirketlerin de ücretlendirme politikalarının gözden geçirilmesi ve gerekirse yasa koyucu tarafından düzenlenmesi gerektiği kanaatindeyim.

Elsevier davalarında hâkim olsam ben ne karar verirdim?

Kendimi Elsevier davasında hâkim yerine koymam gerekirse düşüncem ne olurdu?

İçimdeki hukukçu Elsevier’i haklı buluyor. Çünkü bir yasa yürürlükte ise uygulanması gerekir. Tutarsızlık, hukuk devleti ilkesini zedeler.

İçimdeki meraklı, okuyan, sorgulayan, önüne konan engelleri bir şekilde aşmak için çabalamaya alışkın kişi ise biraz farklı düşünüyor. Fikri mülkiyet haklarını bilmek ve tanımakla birlikte, içten içe ResearchGate’in, Libgen’in, Sci-Hub’ın güç kazanmasını, bilgiye erişim hakkının para ile satılamamasını istiyor.  

Bununla birlikte, önüne ne kadar engel çıkarsa çıksın İnsan’ın;  Cennet’ten kovulmayı göze alarak Bilgi Ağacı’nın elmasını koparacağını, Elsevier gibi dünya devi bir şirketten ve hukuki yaptırımlardan korkmayacağını, bilginin İnsan’a erişilebilir olması için risk alacağını biliyorum. Çünkü o “beyaz ayı”yı bir kere düşündükten sonra, düşünmemek çok zor. Ve İnsan bir kere “beyaz ayı”yı düşünedursun, genetik koduna işlemiş olan merak ve “yasak olanı elde etme” tutkusu ile bildiği yolda ilerleyecektir.

Adem ile Havva, Gülün Adı ve 2015-2018 Elsevier Davaları insan bilgiyi arar meraklıdır.

Bir tarafta bir kişinin fikri mülkiyet hakkı, diğer tarafta ise İnsan’ın bilgiye erişim ve manevi varlığını geliştirme hakkı… Bu iki yarışan hak ile karşı karşıya kaldığımızda biz nihai tüketiciye düşen de, kendi vicdani muhakememizi yapmaktır.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Slide 2

Bugünkü söyleşimizde Psikoloji Bilim Uzmanı ve Aile Danışmanı Sayın Şirin Şinikçi’yi ağırladık. COVID-19 döneminde çocuk psikolojisine ilişkin bilinmesi gerekenler neler? Çocuğa ölüm haberi nasıl verilir? Çocukların kıyafet seçimleri nasıl ve niçin düzenlenir? Keyifli okumalar dileriz.

Slide 2

“1932 yılında Üsküdar’da doğan Ayfer Akkal, gerçek bir İstanbul hanımefendisi. Bin dokuz yüz otuzlu yıllardan itibaren tanıklık ettiği İstanbul’u; Cumhuriyet ilan edildikten sonra da etkisini hissettirmeye devam eden Osmanlı saray kültürünü; okuldaki izcilik ve atletizm maceralarını; iki çocuğunun birini IDSO’da başarılı bir müzisyen, diğerini ise seçkin bir iş kadını olarak yetiştirişini öyle canlı anlattı ki, konuşmamız hiç bitmesin istedim.” Begüm Feyzioğlu yazdı.

Slide 3

Devlet Tiyatrolarında ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Tiyatrolarında ışık tasarımı alanında uzun yıllar çalışmış Ersen Tunççekiç ile röportaj yaptık.

Slide 3

Bana ilham veren bir cumhuriyet kadınının, azimli bir köy öğretmenin Bursa’dan Afganistan’a uzanan hikayesini anlatacağım size. Daha doğrusu o kendi hikayesini anlatacak, ben aracı olacağım. Kahramanımızın adı Gülten Bengür. Benim anneannem… Ama bu bilgiyi sadece bir detay olarak veriyorum. Çünkü anneannem olmak haricinde, yaşamının 87 baharına sığdırdığı o kadar macera var ki, “birinin anneannesi olmak” bunların yanında fazlasıyla sıradan kalıyor.

previous arrowprevious arrow
next arrownext arrow

Son Yazılanlar