ahmet selim bozok, elektronik, ilk bilgisayar, bilgisayar tarihi
Herkese merhaba! Bu hafta çok kıymetli bir Türk mühendisin, Ahmet Selim Bozok'un anılarını yayınlıyor olmanın heyecanı var üzerimizde. "Bir Elektronik Beyincinin Anıları "nı takip eden günlerde bir yazı serisi olarak sizlerle paylaşıyor olacağız. Öncelikle yazarımızı sizlere kısaca tanıtalım: 
Ahmet Selim Bozok, Saint Joseph Lisesi'nden 1966 yılında mezun oldu ve Robert Kolej Makina Mühendisliği bölümünü 1971 yılında bitirdi. Ardından Virginia Polytechnic'te Endüstri Mühendisliği Bölümü'nde yüksek lisansını tamamlayarak Türkiye'ye döndü. Kariyerine 1974 yılında Ford Otosan'da başladı. İlk görevi, Otosan'ın bilgisayar altyapısını kurmaktı... Bu görevin ne kadar heyecan verici ve benzersiz olduğunun altını çizmek için birkaç not düşmekte fayda var: 1974 yılında Türkiye'de Koç Grubu'nun tüm şirketlerindeki toplam bilgisayar sayısı 2 (iki) idi.  IBM'in ilk PC modelini duyurmasına henüz 10 sene vardı. Selim Bozok, bu hal ve koşullar altında Otosan'da başladığı meslek yaşamında sıfır noktasından başlayarak edindiği "elektronik beyin" tecrübelerini bu hafta boyunca bizlerle paylaşacak. Bizler de onunla birlikte Türkiye'nin elektronikleşme serüvenine dahil olacağız. 
Şimdi sözü Selim Bozok'a bırakıyoruz. Keyifli okumalar, iyi haftalar dileriz.  

Ahmet Selim BOZOK

Geçenlerde bir video izledim. 4-5 ABD’li lise öğrencisini 90’lı yılların bir masaüstü bilgisayarının karşısına oturttular. Bilgisayarı açıp kullanmalarını istediler. Belli ki hayatlarında ilk defa karşılaştıkları bir durum. Öğrenciler bilgisayarı önce nasıl açacaklarını bilemediler, sonra Windows 95 ekranını görünce çok şaşırdılar, hangi Wi-Fi’a bağlanacağız diye sordular. Akıllı bir tanesi: “Bunda Wi-Fi yok, dial-up modem gerekir” dedi. Öğrenciler arasındaki konuşmalar bu minvalde devam etti.

Ben de tüm meslek yaşamımı elektronik-beyin; bilgisayar; bilgi teknolojileriiPhone dönemlerinde geçirdiğimden bu sıkıntılı günlerde COVID-19 dışında bir konu ile gündemi değiştirmenin iyi olacağını düşünerek anılarımı paylaşmaya karar verdim. Bu notları okuyan herkes aynı süreçten geçti ama sanıyorum ki benimki daha detaylıdır.

Elektronik Beyin Günleri-1

Askerlik görevim 1974 yılında sona erince iş aramaya başladım. Robert Kolej Makina ve Virginia Polytechnic Industrial Engineering MS eğitimlerinden sonra doğal olarak fabrika ortamında çalışmak düşüncesi ile önce Arçelik (Gebze) ve daha sonra da Otosan‘a başvurdum.

Arçelik endüstri mühendisi arıyordu, dolayısıyla iş uygundu. Evet demeden önce bir de Otosan ile konuşmak istedim. Evimiz Bostancı da olduğundan ulaşım daha kolaydı. İş görüşmesinde Ali İhsan İlkbahar (o zaman mühendislik daire başkanı), Metin Erzi (Mamul Geliştirme Müdürü) ve Ali Kanıpak (K.K Müdürü) vardı. Ali İhsan İlkbahar bana şu soruyu sordu :

Otosan’a bilgisayar kurmak istiyoruz, yapar mısın?

Cevabım gecikmedi:

Evet.

O tarihte bilgisayar ile tek ilişkim Virginia Polytechnic’de aldığım Fortran dersi olmuştu. Bir bilgisayarın yanına bile gitmemiştim. Buna rağmen düşünmeden işi kabul ettim.

Arçelik yerine Otosan’ı tercih etmemdeki diğer bir etken de iş görüşmesinde yan odada 2 okul arkadaşımı görmemdi. (Jan Nahum, Robert Kolej’den ve Ekber Onuk, Sen Jozef den. 30 sene sonra hoş bir sürpriz olarak Ekber ile tekrar aynı çatı altında çalışmaya başladım, notların sonunda bundan da bahsedeceğim.)

Eve önünce kendi kendime “Otosan hem eve yakın, hem de orada arkadaşlarım var, ben orada çalışacağım” dedim. Böylece bir bilgi işlemci olarak Kasım 1974’de Otosan’da (Hasanpaşa Kadıköy) işe başladım.

Otosan Günleri

O günün Türkiye’sinde bilgi işlem teknolojisinin durumunu özetlemek için Koç Grubu’nu örnek vereceğim. 1974 senesinde Koç Grubu’nun tüm şirketlerinde toplamda 2 bilgisayar vardı:

Arçelik Gebze'de Burroughs B5000 ve Aygaz'da Burroughs B1726. IBM'in PC'yi duyurması için ise daha 10 yıl geçmesi gerekiyordu. 
elektronik beyincinin anıları bilgisayar odası lonra muhasebe  ilk bilgisayar
IBM Model 5150: IBM tarafından piyasaya sürülen ilk PC. Kaynak: http://www.oldcomputers.net/pics/ibm5150.jpg

Koç Grubu’nun bilgisayar şirketi Koç-Burroughs (bugünün Koç Sistem’i) olduğundan doğal olarak bilgisayarları da Burroughs marka olurdu. Bu nedenle ben de sistem seçimi için Koç-Burroughs yetkilileri ile görüşmeye başladım. Sonunda kullanacağımız model belli oldu: B1726 CPU, 1 satır yazıcı (yanılmıyorsam 600 lpm), 80 kolon delikli kart okuyucu, 1/2 inch makara teyp ve de 2 spindle lı 2 adet disk ünitesi. CPU da bellek 128 KB idi (zaten daha fazlasını desteklemiyordu).

CPU birbirine bitişik 2 adet buzdolabı büyüklüğünde idi. Alttan hava emer, ısınmış havayı da üstten dışarı üflerdi. Diğer enteresan ürün de disklerdi. Burada yapabileceğim benzetme günümüz otomatik çamaşır makinasıdır. 2 çamaşır makinasını üst üste koyduğunuzda 1 disk ünitesini hacim olarak yakalayabilirdiniz. Her ünitenin 2 çekmecesi vardı, açıldığında da disk platter ortaya çıkardı. Bunlar dışarı alınabilen, değiştirilebilen taşınabilir disklerdi. Aynı eksene monte edilmiş 10 adet 78 devirlik taş plak güzel bir benzetme olabilir. Bir ünitenin kapasitesi 32 MB (yanılıyor olabilirim)  idi. Bizde 4 drive vardı, dolayısıyla toplam çevrim içi kapasitemiz 128 MB idi. Bu sistemin bir avantajı şuydu: Yedekleme diskinin işi bitince drive'dan çıkartarak başka bir ortamda saklama imkanınız vardı. 
İşte bu hal ve şartlarda başladı elektronik beyin ile tanışıklığım ve ömürlük maceram. Bir sonraki kısımda ise elektronik beyin odasını nasıl hazırladığımızı ve Otosan'ın yazılım sistemlerini oluşturabilmem içi Cobol denilen bir dili bilmem gerektiğini öğrendikten sonra neler yaptığımı anlatacağım.

Elektronik Beyin Günleri -2

B1726 sistem sözleşmesi imzalandıktan sonra yapılması gereken 2 önemli iş vardı:

1) Bilgisayar odasının hazırlanması

2) Sistemde çalışacak programlar

elektronik beyincinin anıları bilgisayar odası londra muhasebe
Midlank Bankası’nın muhasebe işlemlerini yapan bilgisayar sistemleri ve odası
Fotoğraf: Wesley/Keystone/Getty Images https://gizmodo.com/25-supercomputers-that-fill-entire-rooms-5944572

Kiralama Modeli

Yeri gelmişken bir hususu hatırlatmakta yarar var: O günlerde bilgisayar satın alınmaz, kiralanırdı. Bu husus tüm markalar için geçerli idi. İster CPU, ister yazıcı; hiç bir ünite satılmaz, ancak kiralanırdı. Ayrıca donanım ile birlikte gelen işletim sistemi, Sort, backup, language compiler ve bunun gibi sistem yazılımları ücretsiz idi. Kaç kullanıcınız olursa olsun, hiçbir sistem yazılımına lisans parası verilmezdi.

Senede 100,000 $

Bizim oluşturduğumuz B1726 konfigürasyonunun aylık kirası ise 9,000 küsur Amerikan Doları idi. Buna göre sistemin yıllık kira maliyeti 100,000 $’ın üzerinde oluyordu. Bu bence fahiş bir kira bedeli idi: 128 KB belleğe sahip bir sistem, 128 MB disk ve 1976 yılının parası ile senede 100,000$ kira!

Ancak bir husus kullanıcı lehine idi: sistemler kiralık olduğundan arıza durumunda tamir parası ödenmezdi. Ufak bir karşılaştırma yapayım: sistem 5 sene kullanılırsa ödenecek para 500,000$. 128 KB bellek, 128 MB disk için. Diğer tarafta 45 yıl sonra 1,000$ a 256 GB bellek ve binlerce defa daha hızlı iPhone. Karşılaştırmalar genelde bu şekilde yapılıyor ama o 128 KB bellekli sistemde seri üretim yapan 2,000+ çalışanlı bir otomotiv kuruluşunun bordro, muhasebe ve malzeme planlama sistemleri çalıştırılabiliyordu. iPhone da ise mesajlaşma ve video seyretme…

Bilgisayar Odasının Hazırlanması

Satıcı firma 6 ay teslim süresi belirttiği için cihazlar gelmeden kurulacakları mekanın hazır olması gerekiyordu. Eski Otosan (Hasanpaşa Mevkii-Kadıköy) fabrikasında 3 katlı idari binanın giriş katının yarısı bilgi işlem bölümü olarak bana tahsis edildi. Burada müdür, sistem odası, programcılar ve veri hazırlama (kart delgi) operatörleri odaları oluşturulacak idi.

(Günümüzde burası kabaca Akasya AVM nin iç giriş kapısı civarıdır. Birkaç ay önce oradaki Apple mağazasına gittim, satıcı genç ile iPhone bakıyoruz, “siz bilgilisiniz” dedi. Ben de “seneler önce burada kurulu bilgisayar sisteminin yöneticisi idim” dedim. Çok şaşırmıştı.)

Ben de mekanı önce 2’ye böldüm: sistem odası ve ofisler olarak. Ofis alanlarını da 3’e ayırdım: ortada müdür odası, solda kart delgiciler, sağda da programcılar. Tüm ara bölmeler cam olduğundan arkamı döndüğüme sistemi görebilecektim, solda delgiciler, sağda da programcılar oturacaktı.

Acilen sistem odasının hazırlanması gerekiyordu. Bugün bu konuya odaklanmış firmalar var, ancak 70’lerin Türkiye’sinde henüz bilgisayar, “elektronik beyin” olarak dahi çok yeni bir kavram, dolayısıyla her şeyi kendimizin yapması gerekiyordu. Bu görev de Bakım müdürüne verildi. Onlar da bana geldiler: “Siz belirtin, biz yapalım” dediler. O güne kadar kimse ne elektronik beyin, ne de odasını görmüştü.  Biraz araştırma yaptım, sonuç :

1) Odanın soğutulması gerekecek.

2) Kabloların ortada dolaşmaması içi zeminin yükseltilmesi gerekecek.

3) Voltaj dalgalanmaları için tedbir alınacak.

4) Asma tavan yapılacak.

Odanın Soğutulması

En kolayı soğutma işi oldu. 2 adet klima alındı ve sistem odası dış duvarına bitişik alana kuruldu. Bunlar kompresörlü büyük sistemlerdi, 2 adet olmalarının ileride çok faydasını gördük, arıza durumunda tek klima ile çalışabiliyorduk.

Voltaj Dalgalanmaları

O zamanlar UPS olmadığı için enerjideki voltaj dalgalanmalarına karşı tek koruma voltaj regülatörleri idi. Biz de 1 adet voltaj regülatörü aldık, ancak 12 Eylül öncesi büyük elektrik kısıntıları döneminde sistemi kapatmak zorunda kalırdık.

Kabloların Düzenlenmesi

Kablo sorununu zemine kazılan kanallar ile çözdük, T şeklinde kanal kazıldı, CPU ve çevre birimleri arasındaki kablolar bu kanallardan geçti. En ilginç olanı asma tavandı. Asma tavanı sırf kitaplarda okuduğum için istemiştim yoksa hiçbir fonksiyonel görevi yoktu. Şimdiki asma tavan konsepti o zamanlar oluşmadığı için benim asma tavan isteğimi bakım müdürlüğü kendi imalatı bir asma tavan ile yerine getirdi. Tavana önce bir ahşap iskelet tutturuldu, daha sonra bu iskelet kümes teli ile kaplandı, en sonunda da kümes teli sıva ile örtüldü. Asma tavan olmuştu ama senelerce o kilolarca sıvanın ne zaman başımıza ineceği korkusunu yaşadım.

Şimdilik Elektronik Beyincinin Anıları bu kadar. Önümüzdeki yazıda mekan sorununu çözmemizin ardından karşılaştığımız yazılımsal sorunları ve bulduğumuz çözümleri anlatacağım. 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

İnsan Kendi ile Kaç Kere Tanışır?

Müzede insan kendini nasıl yeniden keşfeder? Aynı eseri, bir başka pencereden nasıl gözlemler ve hatta kendi eserini yaratır? Müze ile yaratıcılık, sanat ile kişisel gelişim nasıl buluşur? Avukat ve Müze Eğitimcisi Birgül Feyzioğlu, müzeler haftasının ardından müze eğitiminin önemini yazdı. Türkiye Barolar Birliği Hukuk Müzesi’nde düzenlenen eğitimlerdeki tecrübelerini aktardı. Müzeli günler özlemi ile…

Slide 2
Av. özge üstün

Roma’da toplum düzeninin sağlanması için yüz yıllar önce uygulanmaya başlayan birçok hukuk kuralı, günümüz yasalarının temelini oluşturmaktadır. Giresun Barosu’ndan Avukat Özge Üstün, Roma Hukuku’ndaki çocuk hakları düzenlemelerini inceledi.

Slide 3

Bu yazıda sizlere “korona öncesi hayatımızın” önemli hafıza, tarih ve kültür mekanlarından olan Erimtan Müzesi’ni tanıtacağız. Arkeolog Sinem Ayabak yazdı.

previous arrow
next arrow

Son Yazılanlar: