30 Ekim 1821’de Moskova’da yoksullar hastanesinde doktor olan Mikhail Andreevich Dostoyevski’nin ikinci oğlu doğdu; Fyodor Mihayloviç Dostoyevski. Fyodor’un Litvanyalı bir aristokrat olan doktor babası 7 çocuğuna karşı oldukça sert, ataerkil ve hırslı karakteri ile Fyodor’un kişiliğini ve eserlerini şekillendiren en önemli etkendi. Fyodor yatılı okuldayken çalışanlarına karşı da oldukça zalim olan babası bir serf tarafından öldürüldü.


Babasından miras kalan takıntılı kişiliği ve kumar bağımlılığı tüm hayatı boyunca sıkıntı yaşamasına neden olan Fyodor, St. Petersburg Ordu Mühendislik Koleji’nde okudu.  1847’de kardeşleri ile birlikte Petrashevsky etrafında toplanan devrimci bir gruba katıldı. Bu grup içinde okuduğu bir mektup nedeniyle tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldığı söylenerek kandırıldı. 22 Aralık 1849’da bu düzmece idam cezasını beklerken yaşadığı birkaç dakikalık hissiyat Budala adlı romanına ilham olacaktı.

Sözde affedilen idam cezası Sibirya’da bir sürgüne çevrilen ve dört yıl ağır işlerde çalışarak ve pranga takarak yaşarken Fyodor’un babasından miras kalan diğer kusuru kendini gösterdi ve bir epilepsi atağı geçirdi.

Prisoners in chains in Siberia.
Sibirya’da zincire vurulmuş mahkumlar

Bu epileptik atağını doktor defterine kaydettiğinde “1850, ilk epileptik atağı: ağlama, hafıza kaybı, kloniform hareketler, ağzının etrafında köpük ve kalpte zayıf ve hızlı nabız atışı ile nefes darlığı. 15 dakika sürdü’’ yazdı. 1853’te bir atak daha oldu ve ataklar her ay tekrarlamaya başladı.

Doktoru “ilk” atağı olarak not etmişti ama Dostoyevski’nin epileptik ataklara daha önce aşina olduğu Ev Sahibesi (1847) adlı romanında epileptik karakterlerin tarifinden anlaşılıyordu. Bu mini romanda ikisi de aynı kadını seven yaşlı adam Murin ve eksantrik sanatçı Ordynov’un öyküsü anlatılıyordu ve epilepsi, romanın doruk noktalarından birinde ortaya çıkıyordu; Murin, rakibi Ordynov’u öldürmeye çalıştığında epileptik bir atak geçirip hedefini ıskalıyordu. Ordynov ise yaşadığı ateşli bir hezeyan sırasında çocukluğunun mutluluk duyguları ve şanslı anılarını yaşamıştı. Dostoyevski’nin bu romanındaki yaşlı adamın saldırıdan önce alkol alması ise babasının alkol bağımlılığına bir ithaftı.

Sibirya yıllarında Dostoyevski yazmadı, yazamadı. Elinde eski bir incilden başka okuyacak hiçbir şeyi yoktu ve Rus Ortodoks Kilisesi’ne bağlı bir dindar oldu. Sürgünün ardından St. Petersburg’a döndüğünde yazdığı Ezilmiş ve Aşağılanmışlar (1861), Ölüler Evi (1862) ve Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları (1863) eserleri Sibirya deneyimlerini ve dindarlığını kaleme alıyordu. Ezilmiş ve Aşağılanmışlar romanında gururlu kız Nelly ile üçüncü epileptik karakter ortaya çıkıyordu. Kızın epilepsisini anlatırken özellikle atağı çok başarılı betimlemişti; “Bana uzun bir süre hareket etmeden bir şeyi anlamaya çalışıyor gibi yüksek bir gerilimle baktı. Onun için sıkıntılı olduğu belliydi. Sonunda, düşünce gibi bir şey yüzünü aydınlattı ve sadece anlaşılmaz sözler mırıldandı.”


Dostoyevski, Sibirya dönüşü evlendi. Romanlarını yazıyor, Avrupa şehirlerine gezilere gidiyor ve bir gazetede editörlük yapıyordu. Artık mutluydu ama mutluluğu çok uzun sürmedi. Eşinin kendisini aldattığını öğrendiği dönemde erkek kardeşi ile yönettiği dergisi “Vremya” nın Rus yetkililer tarafından kapatılması ile hayatı alt üst olmuştu. Dahası, karısı tüberkülozdan mustaripti ve onu hasta yatağında boşamak istemiyordu.  Bu art arda yaşanan darbelerin yanı sıra, sık sık epileptik nöbetler geçiriyordu. Hasta karısının yatağının başında, dışarıdan birinin psikolojik incelemesi olan “Yeraltından Notlar(1864)” romanını yazdı. Dostoyevski, karısı öldükten kısa bir süre sonra sevgilisi Polina Suslova için Petersburg’dan ayrılıp Paris’e gitti. Genç sevgilisi beklediği gibi karşılamadığında Dostoyevski bir hayal kırıklığına daha uğradı ve Petersburg’a geri döndü. Döndüğünde onu bir sürpriz daha bekliyordu. Artık gözleri iyi görmüyor ve yazı yazamıyordu. Ona yardımcı olması için tanıştırıldığı stenograf Anna Grigoryevna Snitkina ile çalışmaya başladı. Onu anlayan ve yargılamayan, öfkesini ve çılgınlığını kayıtsız şartsız kabul eden Anna ile evlenmeye karar verdikten on gün sonra Dostoyevski, Anna Grigoryevna’nın anılarında yer alan ve ayrıntılarla betimlenen epileptik atağı geçirdi:

“Fyodor son derece heyecanlıydı ve kız kardeşime ilginç bir şey anlatıyordu. Aniden sustu, ayağa kalktı ve bana yaslandı. Değişen yüzüne baktım. Aniden korkunç bir çığlık, hatta bir uluma duyuldu ve Fyodor öne doğru eğildi. Omuzlarını tuttum ve onu kanepeye oturttum. Ama kocamın cansız bedeninin koltuktan aşağı kaydığını ve onu tutacak gücümün olmadığını görmek korkunçtu. Yanan lambalı bir sandalyeyi geri alarak ona ve kendime yer açtım. Kasılmaları boyunca başı dizlerimin üstündeydi. Fyodor’un aklı başına gelmeye başladığında nerede olduğunu anlamadı, hatta konuşamıyordu. Bir şey söylemek istedi ama kelimeleri karıştırdı. Onu anlamak imkânsızdı. Ancak yarım saat sonra onu alıp kanepeye yatırmayı başardık. Eve gitmeden önce sakinleşmesini bekliyorduk. Ama nöbet bir saat sonra tekrarladı ve çok daha güçlüydü. Fyodor kendine geldikten sonra iki saatten fazla ağrı yüzünden ağladı. Korkunçtu.’’

Dostoyevski kumar takıntısı nedeniyle borç içindeydi. Bu epilepsi atağından sonra birbirine daha da bağlanan çift, alacaklılarından kaçmak için Rusya’dan ayrılıp uzun yıllar Almanya, İtalya ve İsviçre’de yoksulluk içinde yaşadılar. Bu süre içinde ünü Rusya’da büyüyordu ve sonunda Rusya’ya geri döndüler.

Rusya’ya döndükten sonra bir taşra kasabasında bir ev satın aldılar ve dört çocukları oldu. O dönemde Dostoyevski, Rusya’nın en büyük yazarlarından biri olarak ününü pekiştiren en popüler iki romanını yazdı; birincisi, epilepsiden muzdarip İsa benzeri bir figürü betimleyen Budala (1868), İkincisi, felsefi nihilizmin keşfi olan Ecinniler (1872).

Dostoyevski – Budala

Dostoyevski,  bu romanlarını yazarken daha ağır ve daha sık epileptik ataklar geçiriyordu ve bu hali romanlarına yansıyordu. En ünlü epileptik karakteri, Budala romanındaki prens Lew Nikolaevich Myshkin’di. Prens Myshkin, kalabalığı aristokrasiye tercih eden, eski Rus geleneklerini seven ve Rus-Ortodoks kilisesine sadık “iyi bir adam” olarak adeta Dostoyevski’nin aynasıydı. Bu romandaki bir diğer önemli konu ise affetmekti. Myshkin de tıpkı yazar gibi en kötü düşmanlarını bile affediyordu. Epileptik auraları ve atakları vardı. Rakibi Rogoshin onu öldürmek istediğinde, atak geçirip merdivenlerden düşüp ölümden kurtuluyordu. Ecinniler romanında ise ateist bir mistik olan Kirillov, mutluluk auraları yaşadığı bir epilepsiden mustaripti ve kendini yok etme fikrine kafayı takmıştı.

Son ve belki de en büyük romanı Karamazov Kardeşler (1879–1880) de ise epilepsi anahtar figürdü: Bir “piç” olan Smerdyakov, utangaç, sessiz ve kibirli bir insan düşmanıydı. Uzun dinsel ve ahlaki düşüncelerden sonra, dünyadaki her şeye izin verildiğine karar verir. Zalim ve haksız babasının peş peşe öldürülmesi ise kriminolojik bir şaheserdir. Epilepsiden muzdarip olduğu için, cinayet anında bir epileptik atağı taklit ederek bunu mazereti olarak gösterir. Ama cinayetten sonra epilepsisi kötüleşir ve korkunç halüsinasyonlar görmeye başlar. Şeytan karşısında belirdiğinde intihar eder. Sigmund Freud’a göre bu son romanında, Fyodor yaşam boyu süren, ruhunda derin izler bırakmış olan baba nefreti ve baba katili takıntısını ortaya çıkmıştı.

Dostoyevski – Karamazov Kardeşler

Dostoyevski, 28 Ocak 1881 akşamı amfizem mi yoksa verem mi olduğu bilinmeyen bir akciğer rahatsızlığından St.Petersburg’da öldü. Üç gün sonra, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Aleksandr Nevsky manastırına gömüldü. Ardında yaşadığı hayatının tüm ipuçlarını büyük bir incelikle yerleştirdiği onlarca öykü ve roman bıraktı…


Tutku Taşkınoğlu’nun diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.


Son Yazılanlar