ahmet selim bozok, bilgisayar tarihi, elektronikleşme
Macera devam ediyor! Yayınlamaya başladığımız Selim Bozok'un "Bir Elektronik Beyinci'nin Anıları" yazı serisine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Birinci bölümü henüz okumadıysanız bağlantı aşağıda. 

Bilgisayar sistemlerini kurmak için gerekli mekan sorunu bu şekilde çözülünce sıra yazılıma geldi. Daha önce ifade ettiğim gibi sistem yazılımı olarak OS, Cobol Compiler, Sort ve Backup/Restore programları ücretsiz gelirdi. Bunun dışında hiçbir program yoktu. Tüm uygulamaların kullanıcı tarafından hazırlanması gerekiyordu. Benden başka geleceğin bilgi işlem bölümü çalışanı olmadığından benim acilen Cobol öğrenmem ve uygulama geliştirmem gerekiyordu. 2 adet kitap getirttim: Bir Cobol ve bir de Inventory Management.

Cobol Programlama Dili
Cobol Programlama Dili

Kitaptan okuyarak Cobol öğrenmeye başladım. Ancak pratik yapamıyordum çünkü henüz ortada sistem yoktu. Koç-Burroughs bir kolaylık gösterdi. Bizim sistemin benzeri Aygaz’da kurulu idi. “Akşamları orada programlarınızı test edebilirsiniz.” dediler. Bu şekilde bazı akşamlar Mecidiyeköy Aygaz binasına gidip Otosan’ın Malzeme Kontrol sistemini oluşturmaya başladım. Bana Cobol’u öğreten Aygaz’ın programcısı Ayşe’dir.

Gündüzleri Otosan’da kodlama kağıdına program yazar, akşam da Aygaz da önce programı delikli karta geçirir, sonra da test ederdim.

Birkaç sene sonra benzer kolaylığı biz de Tofaş fabrikasına gösterdik. Onlar da IBM mekanik sistemden B1700 serisine geçiyorlardı. Bir süre gelip akşamları bizim sistemimizde program çalışması yapmışlardı.

İlk Malzeme Kontrol Sistemimiz bir malzeme ana kütüğü ve bir de stok kütüğünden oluşuyordu. Daha sonra buna satıcı firma ana kütüğü, ürün ağacı ve satın alma siparişlerini ekleyerek ilk basit MRP sistemini oluşturmuştuk. 1976-1987 döneminde kullanılmış olan tüm ticari yazılımları biz geliştirmiştik. Satın alınmış tek bir program satırı yoktu. Günümüzde ise tam tersi. Bir benzetme yaparsam bu, hazır giyim ile özel terzi giyim arasındaki fark olurdu.


70’li yılların Otosan’ında 1976 yılına kadar bilgisayar yoktu ama üretim için gerekli tüm alt sistemler (parça numaralama sistemi, ürün ağaçları, üretim operasyon formları) kurulmuş idi. Dolayısıyla ben ve ekibim bu sistemleri bilgisayar ortamına taşıdık. 10 yıl sonra Profilo Grubuna gittiğimde ise olmayan üretim bilgi sistemlerinin tamamını baştan tasarlamak zorunda kalmıştık.

B1726 geldi, kuruldu ve önce stok olmak üzere tüm sistemler yavaş yavaş devreye alındı. Günümüz sistemcilerinin kavramakta zorlanacağı husus o günün sistem koşulları idi:

Önce bilgi girişi kart istasyonlarında operatörler formlarda yazılı verileri daktilo benzeri klavyeler aracılığıyla 80 kolonluk delikli kartlara aktarıyordu. Ardından aynı işlem bir de doğrulama safhasında tekrarlanıyordu. Kart desteleri sisteme yükleniyor, güncelleme programı çalıştırılıyor, sonra da gerekiyorsa raporlar basılıyordu. Kart destelerinin yükleme öncesi elden kayıp yerlere saçılmamasına dikkat edilmesi gerekirdi.

Delikli kart destesi
Delikli kart destesi olarak bir bilgisayar programı

İlk nesil uygulama sistemlerimiz sıradan (Sequential file) dosyalar üzerine kurulmuştu çünkü veri tabanı kavramı henüz ortada yok,  Oracle’a daha çok vardı.

Bu düzen özellikle stok raporlarında gereksiz kağıt ve zaman kaybına yol açıyordu. Birkaç malzemenin stok durumunu çıkartmak için tüm stok dosyası taranırdı. Bu da zaman kaybı demekti.

O dönemin bilinen yazarlarından James Martin'in Database Design kitabını getirttim. O kitaptaki kavramları uygulayarak biz özel bir veri tabanı sistemi geliştirdik ve tüm sistemlerimizi bu metodolojiye göre yeniden tasarladık. Yöntemin ana hatları hala akımda ama fazla detay olacağı için aktarmıyorum.  Ancak bu, tüm meslek hayatımda en gurur duyduğum çalışmadır. Tamamıyla özgün ve benzeri olmayan bir kavramdı. Kendi olanaklarımızla bir veri tabanı sistemi tasarlayıp kodlamıştık. Bir süre sonra da terminaller sisteme bağlanmaya başlayınca gerçek zamanlı uygulamalara hazır hale gelmiştik.

80’li yıllara geldiğimizde artık işler oturmuş, ben de sıkılmaya başlamıştım. Otosan Mühendislikte bir arkadaşım vardı: ODTÜ’lü  Bilge (Karakimseli). O da iş arayışında idi. Bir gün gazetede ilan gördüm: “IBM Türk Sistemci Arıyor”. “Bilge gel başvuralım” dedim. “Tamam” dedi.

Böylece biz yazılı başvurumuzu yaptık ve imtihana girdik. Birkaç gün sonra IBM bizi çağırdı, Gümüşsuyu’na gittik. “İşe başlayabilirsiniz Sistem Analist olarak.” dediler. Bilge “Tamam” dedi. Ben ise: “Müdürlükten sistem analistliğine inmem.” diyerek pozisyonu geri çevirdim. Seneler sonra Profilo sistem değiştirip IBM AS400’e geçince de IBM Sistem Uzmanı olarak karşımda Bilge vardı. Sistemleri bize satan IBM Satış Temsilcisi Süleyman Müftüoğlu ile de bir kere daha Ekber’in çatısı altında karşılaşacaktık Dassault Catia temsilcisi olarak.


80’li yılların başında Otosan 2. fabrikasını Eskişehir-İnönü mevkiinde kurma hazırlıklarına girmişti. Başlangıçta motor ve kamyon üretimi olacaktı. Günümüzde yolunuz o tarafa düşerse muhakkak İnönü fabrikasının kırmızı alüminyum pencere doğramaları gözünüze çarpacaktır. İnşaat sırasında genel müdür Erdoğan Gönül ve Ali İhsan İlkbahar sürekli inşaatı gözden geçirmeye giderlerdi.

Bir defasında Erdoğan Bey uzaktan fabrika binasına bakmış,  cebinden kırmızı Marlboro paketini çıkartmış ve “Doğramalar Marlboro kırmızısı olacak” demiştir. O kırmızı hala Erdoğan Gönül’ün Marlboro kırmızısıdır.

İnönü fabrikası ile ilgili bir unutulmaz anım vardır:

Sene 1984 Şubat, Otosan’da bilanço dönemi ve buna bağlı olarak da Koç Holding İç Denetim Ekibinin inceleme, diğer bir deyişle teftiş zamanı… Tüm muhasebe ve de Bilgi İşlem yoğun bir tempoda çalışmaktadır. Henüz ekran kullanımı yaygınlaşmadığı için hesap incelemeleri için top top dökümler hazırlanmaktadır. Motor üretimi ve kamyon montajı İnönü fabrikasına kaydırılmış ancak fabrikanın bilgisayar sistemi olmadığından stok ve muhasebesini biz tutuyoruz. Üretim girdileri yüksek fiyatlı olduğundan sene sonu sayım sonuçları ile kaydi envanter arasındaki farklılıklar da çok önem arz ediyor. İç denetim raporu hazırlanabilmesi ve bilançonun kapatılması için de öncelikle stok hesaplarındaki farkların denetlenmesi şart. Bu sebeple, muhasebe maliyet şefi (Tual Hacaloğlu) fabrikanın envanter raporunu alıp İnönü’ye gider. Amaç sayım farklarını incelemek, hataları gidermek ve de denetime gerekli açıklamaları yapabilmek.

Aradan birkaç gün geçer. Muhasebeden haber gelir: “Yarın sabah toplantı var. İnönü stokları konuşulacak.”

Sabah toplantı salonuna gidilir, Otosan Mali Müdürlük Komuta heyeti, Koç Holding İç Denetim Koordinatörü ve Yardımcısı (geleceğin Füsun Bozok’u), bir de ben. Toplantıya başlanır:

Koordinatör: “Evet Tual, neler yaptın anlat.”

Tual: “Efendim İnönü de tüm sayım ve kaydi envanteri karşılaştırdım. Dönüşte gece trende uyumadım, tüm stok sapmalarını bilgisayar çıktısında fosforlu kalemle işaretledim. Listeden siz sorun ben de açıklayayım.”

Koordinatör: “Olur, listeyi ver bakalım.”

Koordinatör bir top bilgisayar çıktısını alır, başlar sayfaları çevirmeye.

Koordinatör: “Tual, ben bir şey anlamadım. Çizili dediğin satırlarda yazı yok, sadece boş satır var.”

Tual: “Aman efendim olamaz, bütün gece işaretledim, bir de ben bakayım.”

Hepimiz rapor üzerine eğiliriz. Gerçekten de işaretli satırların mürekkebi uçmuş, ortada hiç yazı kalmamış. Nedeni de fosforlu kalemde kullanılan alkol karbon kopya bilgisayar kağıdı ile kimyasal etkileşim yapmış. Alkol, buharlaşırken de satırlardaki mürekkebi, beraberinde de Tual'in çalışmasını almış götürmüş. Koordinatör kızacak ama kızamıyor, kabahatin kimde olduğuna karar verememiş. Bizler de gülmek istiyoruz ama saygısızlık etmemek için tavana bakıyoruz.

Sonunda koordinatör İnönü fabrikası stok farklarını incelemeden bilançoyu kapattı. Geriye de sadece bu unutulmaz anı kaldı.

1986’a gelindiğinde artık Otosan’da işim bitmişti. Bir “Bilgi İşlem Müdürü Aranıyor” ilanına verdiğim cevapla kendimi Profilo Grubu Bilgi İşlem Müdürü olarak ilk defa gittiğim Mecidiyeköy’de buldum. Bir Haziran günü ekibimden isimlerini hatırlayabildiğim  Nadir, Funda, Selahattin, Süheyla, Nurdan ve diğerlerine, birlikte kurduğumuz sistemi emanet ederek Mecidiyeköy’ün yolunu tuttum.


Son Yazılanlar: