Ayfer Akkal: Bir İstanbul Hanımefendisi

Begüm FEYZİOĞLU

1932 yılında Üsküdar’da doğan Ayfer Akkal, gerçek bir İstanbul hanımefendisi. Bin dokuz yüz otuzlu yıllardan itibaren tanıklık ettiği İstanbul’u; Cumhuriyet ilan edildikten sonra da etkisini hissettirmeye devam eden Osmanlı saray kültürünü; okuldaki izcilik ve atletizm maceralarını; iki çocuğunun birini IDSO’da başarılı bir müzisyen, diğerini ise seçkin bir iş kadını olarak yetiştirişini öyle canlı anlattı ki, konuşmamız hiç bitmesin istedim.

Ayfer Akkal ve kıymetli ailesini tanımış olduğum için kendimi hep çok şanslı hissettim. Onlarla yaptığımız sohbetlerden, akıl danışmalarımdan çok şey öğrendim. Şimdi de lafı fazla uzatmadan aradan çekilecek; Ayfer Akkal’ın hayatından kesitleri onun anlatımıyla sizlere sunacağım.

Herkese keyifli okumalar ve iyi bayramlar dilerim.


Ayfer Teyzeciğim merhaba. Öncelikle benimle söyleşi yapmayı kabul ettiğiniz için sizlere çok teşekkür ederim. Otuzlu yılların İstanbul’una götürür müsünüz bizi?  

Evrak-ı metrukeleri açalım diyorsun evladım… Seve seve… Bende hikâyeler çok.

1932 yılında Üsküdar’da doğmuşum ben. Hakiki İstanbulluyuz. Anne tarafım zamanında, ben doğmadan önce, Rumeli’den göçmüş ve Yeşilköy’e gelmişler. O zaman Yeşilköy’ün adı Yeşilköy değil. Nedir bilir misin? Ayastefanos.

Ayastefanos’ta birkaç sene yaşadıktan sonra Bakırköy’e yerleşmekte karar kılmışlar. Sonra da annem babamla tanışmış, görücü usulü ile evlenmişler.

Annemle babam evlenince, babamların Üsküdar’daki aile evine taşınılmış. Babamın annesi, babası, kardeşleri… Of of tam karmaşa… Ben de işte Üsküdar’daki o kalabalık evde, 1932 yılında doğdum. Adımı Ayfer koymuşlar. O zamanın İtfaiye müdürünün özel isteği ile…  

Ayfer Akkal, Füsun Akkal
Ayfer Akkal, çocukluğu.

Renkli bir çocukluğunuz olduğuna eminim. Nasıldı Üsküdar’daki eviniz ve yaşantınız?

Evin adresini bile hala hatırlıyorum. Şemsi Paşa, Bostan Sokak.

O zaman yol geçmiyordu deniz kenarından tabii. Evimiz tam deniz kenarında, Kız Kulesi’nin karşısında büyük bir yalıydı. Evde annem, babam, dedem, babaannem ve iki tane de halam ile birlikte yaşıyorduk.

Benden birkaç sene sonra da erkek kardeşim doğdu.

Ne güzel, size de arkadaş geldi.

Evet, öyle. Ama kardeşimin doğumu sıradan bir doğum olmadı. O zaman evlerde kalorifer yok. Bütün evlerde mangal vardı. Annem doğuma girecek, ebe eve geldi. Beni doğum odasından uzaklaştırdılar. İçerideki odada bekliyorum. Sonra içeriden bağırış sesleri geldiğini hatırlıyorum. Odaya gittiğimde kardeşim doğmuştu. Doğmuştu doğmasına ama bir terslik vardı… Annem ve ebenin yüzleri mosmordu.

Meğer ikisi de sobadaki kömürden zehirlenmişler. Neyse ki ne kardeşime, ne de annemle ebeye bir şey oldu. Kardeşimin doğduğu o gün, evdeki o telaş… Hiç gözümün önünden gitmez.

Kardeşiniz doğunca evin kalabalık nüfusuna bir kişi daha eklendi.

Evet bir kişi daha eklendi. Her şey güzel, kendi seyrinde gidiyordu evladım. Ama her şey iyiyken, maalesef kötü bir değişiklik oldu hayatımızda. Dedem eve bir cariye getirdi. Nigar Sultan… Nigar Sultan ve iki kız kardeşi bizimle birlikte yaşamaya başladılar.

Cariye mi getirdi? Nasıl oldu? Babaanneniz hayatta mıydı?

Evet hayattaydı ya… Dedemin bir ayakkabıcı dükkanı vardı. Saraylılara da ayakkabı verirdi. Abdülmecit Efendi’nin bir köşkü vardır. Şimdi de hala çok meşhur. Oraya da ayakkabı verirdi.  Sonra dedem bir gün evden tek başına çıktı, Nigar Sultan ile birlikte döndü.

Nasıl karşılandı Nigar Sultan’ın gelişi evinizde?

Nigar Sultan evimize geldiğinde ben çok küçüktüm. Ama kız çocukları daha duyarlı oluyorlar. Ben hemen hissettim babaannemin içindeki kırgınlığı. Onun için çok üzüldüm.

Nigar Sultan ile çok konuşmazdım çünkü babaannemi kırdığı için onu hiç sevemedim. Ama bir yandan da merakıma engel olamazdım. Tahmin edersin ki benim için büyük bir merak konusuydu Nigar Sultan, ud çalar, birini çağıracağı zaman ellerini çırpardı. Bazen o mutfakta yemek yaparken yanına hiç yaklaşmadan onu izlerdim. Hareketlerine, yemeği yapışına bakardım…

“Bu kız mutfağa çok ilgili, ileride çok lezzetli yemekler yapacak.” derdi benim hakkımda anneme.  Yemeğe ilgime yorardı.

Ne kadar sürdü Nigar Sultan’lı yaşantınız?

Yıllarca sürdü. Yıllarca saraydan Nigâr Sultan’ın eşyaları gelmeye devam etti. Bohçalar dolusu eşya… Sonra Nigar Sultan aniden öldü. Cariyeli hayat defteri de böylece kapandı.

Çok heyecanlı… Sonra?

Anladın değil mi Üsküdar’daki evin karmaşasını? İşte o karmaşık hayat anneme de hiç iyi gelmedi. Bir de deniz havası da dokundu. Nigar Sultan öldükten sonra annem ve babam Üsküdar’daki evden ayrıldılar. Nakkaştepe’ye taşındık. Büyük ahşap bir eve…

İlkokulu ve ortaokulu Nakkaştepe’de okudum. Sonra da İstanbul Kız Lisesi’ne geçtim.

Lise yıllarında hangi konulara ilgiliydiniz?

Spora çok meraklıydım lisedeyken. İyi bir 100 metre koşucusuydum. Çok güzel koşardım, biliyor musun?

Şimdiki enerjinizin kaynağını daha iyi anladım.

Evet ya… Hiç yürümesini bilmedim, hep koştum. Evde koştum. Sokakta koştum. Durmadan koştum ben. Bir de tabii izcilik sevdam vardı. İzcilik bana hayatı öğretti. Doğa içinde kamplara giderdik. Çadırda yatar, geceyi doğada geçirirdik. Doğada hayata kalmayı, yaraları sarmayı, yangına müdahale etmeyi, yemek pişirmeyi, çadır kurmayı ve toplamayı… Neleri öğretmedi ki izcilik bana?

Ayfer Akkal, Füsun Akkal
Ayfer Akkal, izcilik yılları.

İyi ki izciliği ve sporu hayatınıza sokmuşsunuz.

Evet, kesinlikle. Hayatla ve zorluklarla başa çıkmayı; disiplini, yardımlaşmayı ve memleket sevgisini öğrendiysem, izciliğin bunda çok rolü vardır.

İzci kıyafetlerimizi giyer, ekip olarak Taksim’e yürürdük. Taksim’de heykele çelenk koyar, Ata’mızı anardık.  Ne güzel günlerdi.

Hiç unutamam dediğiniz bir çocukluk anınız var mı?

Aytaç Yalman, halamın oğluydu. Babası Kazım Yalman askeri hâkimdi ve maalesef aniden çok erken yaşta vefat etti. Aytaç küçücüktü. Babası vefat edince bizimle yaşamaya başladı. Onunla birlikte kardeş gibi büyüdük. Birlikte oyunlar oynadık.

Sonra tabii Aytaç askeri okula gitti. Kıbrıs olaylarında  Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri komutanlığı yaptı. Paşa oldu, Orgeneral oldu. Kara Kuvvetleri Komutanlığından emekli oldu. Biliyorsun, bu mart ayında Covid-19 dan yeni kaybettik. En son konuştuğumuzda 18 Mart Çanakkale zaferi kutlamaları için Çanakkale’ye gideceğinden bahsediyordu. Çok mütevazı, bambaşka bir insandı Aytaç.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

Evet evladım, cennetten bizi izliyordur şimdi Aytaç.

Lise mezuniyetinden sonra nasıl değişti hayatınız?

Beni bir yerde, artık nerede bilmiyorum, görmüşler, beğenmişler. Tıbbiye’den yeni mezun bir doktora istemeye geldiler. Doktor Nazif Akkal, yani eşim, çocuklarımın babası. O zamanlar bu işler hep isteme ile görücü usulü ile oluyordu. Nişanlandık Nazif’le. Nişanlanır nişanlanmaz da askere gitti. O zamanlar askerlik çok uzundu. Tahmin et kaç seneydi? 2 sene…

Ayfer Akkal, Füsun Akkal
Ayfer Akkal ve eşi Dr. Nazif Akkal

2 sene… Kim bilir nasıl zor geçmiştir…

Nazif askerden iki sene sonra döndüğünde hemen evlendik ve ben Nazif’in aile evine taşındım. Onların evi Sultanahmet Piyerloti’de idi. Bu sefer de Nazif’in annesi, babası, … Kalabalık evlere alışkındım. O evlerden devam ettim. Kalabalık evlerin mücadelesi ile geçti hayat. Çok geçmeden ilk çocuğum Mehmet dünyaya geldi. Sonra da kızım Füsun. Çocuklarıma tek başıma bakmakta zorlandığım için Nakkaştepe’ye annemin yanına taşındık. Annemin yardımıyla çocuklarımı büyütmem daha rahat oldu.

Ayfer Akkal, Füsun Akkal
Ayfer Akkal ve eşi Dr. Nazif Akkal

Oğlunuzun profesyonel olarak müziğe yönelmesi nasıl oldu?

Mehmet’in müziğe çok kabiliyetli olduğunu daha ilkokula başladığında anlamıştım. Kendime dedim: “Bu çocuğun müzik okuması gerek. Yeteneğini geliştirmesi gerek.”

İlkokulu bitirdiğinde, hiç kimseye, Mehmet’e dahi söylemeden hemen konservatuara gittim ve kaydını yaptırdım. Mehmet’i imtihana tabi tuttular. Kulağına ve müzik yeteneğine baktılar. Öyle kabul ettiler.

Yalnız bir sorun vardı. Konservatuar Sultan Ahmet’teydi ve yatılıydı. Daha ilkokuldan yeni mezun olan Mehmet’in evden ayrılması gerekecekti. Küçücüktü. Başta hiç istemedi, biraz ağladı. Zor oldu alışması ama sık sık onu ziyaret ettim. Arkadaşlarına ve ona yemekler götürdüm. Mehmet’ten büyük çocuklara baklavalar götürdüm. Uyurken Mehmet’in üstünü örtmelerini tembihledim. Anne yüreği… Bir yandan oğlum için doğru olanı yaptığımı biliyor ve yeteneğini ziyan etmediğim için vermiş olduğum karara güveniyordum. Bir yandan da aklım hep ondaydı.

Ankara yılları

9 sene konservatuvarda okuduktan sonra Mehmet’ Ankara’da yüksek okul seviyesinde konservatuar eğitimine başladı. Ben sık sık Ankara’ya gidiyordum. Bir yandan da kızım Füsun’un İstanbul’daki eğitimi ile ilgileniyor, onunla iftihar ediyordum. Önce Boğaziçi İşletme’de okudu Füsun. Sonra doktorasını yaptı ve Koç Grubu’nda çalışmaya başladı.

İşte böyle evladım…

Seksenli yıllar ülke için zor zamanlardı. Sağ sol kavgaları çoktu. O yılları bir şekilde, eğitime ara vermeden, sağlık ile, başarı ile atlattık. Çok endişe ettik ama bir şekilde bitti.

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’na girişi nasıl oldu oğlunuzun?

Mehmet iyi bir kemancıydı. Keman üzerine eğitim almıştı. Hayali Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasına girmekti ama bir sorun vardı: IDSO’nun kemancıya ihtiyacı yoktu. Viyola çalan bir sanatçıya ihtiyacı vardı.

Böylece Erdoğan Saydam ile yollarımız kesişti. Erdoğan Saydam çok iyi bir viyola hocasıydı. Mehmet, Erdoğan Saydam’ın öğrencisi oldu. Yıllar boyu Erdoğan Saydam’dan ders aldı. Erdoğan Hoca ona hem bir viyola hocası, hem bir psikolog, bir doktor oldu… Mehmet de böylece IDSO’ya girdi, viyola sanatçısı oldu. Emekli olana kadar da orada viyola çaldı.

Oğlunuzu sahnede izlemek nasıl bir his?

Konserlere gitmek çok heyecanlı. Programlarda onun adını görmek, sahnede izlemek. Gurur duyardım. İşte böyle evladım. Hayat bana böyle bir yön çizdi. Her iki çocuğumu da okuttum. Birini İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nda müzisyen yaptım; diğerini de başarılı, doktoralı bir iş kadını. Kendi içimde kalan okuma isteğini ise hep kitap okuyarak telafi ettim. En büyük zevkim felsefe ve mantık üzerine kitaplar okumaktı. Hep okudum. Kimseye söyleme, şimdi 88 yaşıma geldim. Bu aralar evde oturuyoruz ama biliyorum, en kısa zamanda yine buluşacağız.

Ayfer Akkal, Füsun Akkal
Ayfer Akkal, 2019.

Bunu da beğenebilirsiniz: