Antik Yunan’da Savunma

Av. Berkay ÖZDEMİR

Adem ile Havva, dünyaya gönderildikten bir süre sonra önce Kabil, sonra Habil isimlerinde 2 erkek evlatları olur. Kabil tarım ile uğraşırken Habil hayvancılık ile uğraşmaktadır. Habil’in Tanrıya armağan olarak adadığı hayvanların daha çok beğenilmesini kendine yediremeyen Kabil, Şeytan’ın da kandırmasıyla taş vasıtasıyla kardeşini öldürür.

Günümüzde bu olay yaşansa ve Kabil’in vekili olsa ya da barodan bir müdafii atansa, bu hukukçu kişinin yapacağı ilk şey, Kabil’in alacağı muhtemel bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını, haksız tahrik ya da “iyi hal” indirimi ile azaltmak olacaktır. Ancak somut olayda Kabil’in bir savunucusu yoktu ve babası Adem, onu yargıladı ve oturdukları topraklardan sürme kararı alarak Kabil’i hayatta yalnız bıraktı.

İşte bu ilk suçun cezalandırılması ile insanoğlunun adalet arayış serüveni de başlamış oldu. Adaleti arayanlar, günümüzde de olduğu gibi avukatlardır. Tarihsel çizgide advo catus, muhami, yalvarıcı, logograf, vekil, avukat gibi farklı isimler alsa da özünde yapılan iş aynıdır. İnsanların kurallara uygun şekilde yargılanarak, adaletin gerektiği gibi tecelli etmesini sağlamaktır.

Bu çalışmada, tarihsel çizginin Yunan Mitolojisi ile Antik Yunan bölümüne girilecek ve avukatlığın Yunan’daki boyutu incelenecektir.

Antik Yunan’da en büyük adliye, tanrıların dağı olan Olympos’da kurulmuştu. Olympos, 2917 metre yüksekliğinde ulu bir dağdır. Bu dağ, Yunanlılar’da bir korku uyandırmıştır çünkü tanrılar, insanlar hakkındaki kararları hep bu dağda vermişlerdir. Bunun günümüze yansıması ise, Avrupa’daki en görkemli binaların Adalet Sarayları olmasıdır.

Görsel 1: Roma Adalet Sarayı
Görsel 2: Paris Adalet Sarayı
Görsel 3: Royal Courts of Justice (Londra)

TANRILARIN TANRISI: ZEUS…

Antik Yunan’da baş hâkim, Zeus’tur. Adalet dağıtımı, yargılama ve cezalandırma faaliyeti Zeus’a aittir. Zeus’un silahı kılıç, top/tüfek değildir. Sağ elinde tuttuğu yıldırımdır.

Görsel 4: Tanrıların Tanrısı Zeus

ADALETİN TİMSALİ: THEMİS…

Adalet tanrıçası ise Themis’tir. Themis, Zeus’un ikinci karısıdır. Örf, adet, ahlak ve kanunların tanrıçasıdır. Olympos’ta tanrıların yaptığı toplantılara başkanlık eder. Zeus’a vereceği kararlarda yol gösterir, adil olması ve adaletin eşit dağıtılması için uğraşır. Günümüzde Themis’in tasviri ülkeden ülkeye değişir. Kimi ülkede gözü açık, kimi ülkede gözü kapalı tasvir edilir. Bir elinde kılıç, bir elinde terazi vardır. Kılıç, adaletin ancak güç ile getirilebileceğini, terazi ise adaletin eşit şekilde dağıtılması gerektiğini simgeler. Ayrıca Themis’in gözü kapalıdır. Çünkü eşit olabilmesi, peşin hükümlü olmaması için yargıladığı kişiyi görmemesi gerekir.

Görsel 5: Themis Heykeli

İLK AVUKATLAR: LİTAİLER…

Yunan mitolojisinde savunma görevini üstlenenler Zeus’un kızları olan Litailer’dir. Çirkin görüntülerinin aksine yüce bir ruhla görev yapan Litailer, günümüzde avukatların yaptıkları şeyi yapmış ve insanları suçlardan cezalardan korumaya ve onları savunmaya çalışmıştır.

Hâkimlere, suç işleyenlerin kandırıldıklarını anlatarak Zeus’un onları bağışlamasını talep ediyorlardı. Suç işleyenleri savundukları için, avukatlık mesleğinin ilk mensupları olarak nitelendirebiliriz.

Litailer, hem iyilerin savunucusu hem de suç ve günah işleyenler adına af dileyicilerdir.

Mitolojide Litailer, suç tanrıçası Ate’nin etrafında döner şekilde tasvir edilir. Çünkü Ate’nin insanları suça ve günaha sürüklemesine engel olmaktadırlar. Yani bu halleri ile Litailerin önleyici bir rolü de bulunmaktadır.

Homeros, İlyada’sında Litailer’den şöyle bahsetmiştir:

Gün olur yanılır, suç işler insanlar,

Güzel adaklar, sunularla yalvarırlar,

Kurban yağlarıyla yumuşatırlar tanrıları,

Ulu Zeus’un kızlarıdır Litai’ler,

Topal, yüzleri buruşuk, gözleri şaşı,

Koşarlar Suç’un arkasından dertli dertli,

Ama güçlüdür, çevik ayaklıdır.

Suç, Litai’lerden çok önde koşar,

İnsanlara kötülük ede ede dolaşır yer yüzünü,

Litai’ler ise yetişir, kötülüğü düzeltmeye kalkarlar,

Dinlerler kendine saygı gösterenleri,

Onlara yardım ederler canla başla,

Kulak asmayan olursa, yalvarırlar Zeus’a,

Suç takılsın ona, ettiğini bulsun derler.

ESKİ YUNAN’DA SAVUNMA

Eski Yunan’da hür ve erkek kişilerin, yakın dost ve akrabalarının davalarında sanığa yardım etmesi imkânı vardı. Bu duruma “syngore” adı verilmekteydi. Daha sonraları önceden yazılı savunma hazırlayan yardımcılar ortaya çıktı. Bunlara “logographes (yazıcı/arzuhalci)” denmekteydi.

Logograflar zaman içerisinde yerini “avukat”lara bıraktı ve Atina’da ilk baro kuruldu. Avukat olabilmek için hür ve erkek olmak gerekiyordu. Zira böyle asil bir görev, esirler ve kölelerce yapılamazdı.

M.Ö. 600’lü yıllara gelindiğinde dönemin ünlü avukatları Solon ve Dragon tarafından baroya kaydolma şartlarında sınırlamalar getirilmiştir. Buna göre;

  • Ana babasına saygısızlıktan cezalandırılanlar,
  • Vatan savunmasını veya bazı yasal görevleri yerine getirmekten kaçınanlar,
  • Ahlaka aykırı işlerle uğraşanlar,
  • Sefahat (eğlence) yerinde görülenler,
  • Miras yoluyla kendine intikal eden serveti lüks içinde yiyip bitirenler,

avukat olmaktan yasaklanmışlardır.

Demosthenes, avukatlık mesleğinin kurucusu olarak kabul edilir. Çünkü suçlu insanların yerine savunmasını yazan, onların yerine bizzat mahkemede savunma yapan ve bundan bir gelir elde eden ilk kişidir. Yani avukatlık asgari ücret tarifesinin olmadığı zamanlarda VEKÂLET ÜCRETİ ALAN İLK KİŞİDİR.

Sokrates’in yargılandığı Atina Halk Mahkemesi’nde yaptığı savunma, savunma tarihinin ilk yazılı belgesidir. Sokrates, “Tek bildiğim şey, bilmediğimi bilmektir.” , “İncelenmemiş bir yaşam için yaşanmaya değmez.” , “Balık için su ne ise, savunma için de özgürlük odur.” sözleri ile felsefeye ve savunmaya derinlik kazandırmıştır. İlerleyen dönemlerde Sokrates’in bu savunma usulü, birçok ülkedeki hukuk fakültesinde ders olarak okutulmuştur.

Velhasıl kelam; tarihin hangi devresinde olursak olalım, avukatlık her zaman en onurlu, asil ve kutsal mesleklerden biri olmuştur. Mesleği ile gurur duyan tüm meslektaşlara selam olsun!