Full 1
Ankara Veteriner Anatomi Müzesi: Anatomiyi Renklendiren Müze

Doç. Dr. Okan Ekim ile Söyleşi
Full 1

Söyleşi: Begüm FEYZİOĞLU

Ankara Veteriner Anatomi Müzesi , 2013 yılında Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi bünyesinde kuruldu. Her köşesinde akademisyenlerin, öğrencilerin emeği olan, deyim yerindeyse “ilmek ilmek işlenmiş” bu müzede sayısız hayvana ait anatomik eser yer alıyor. Üstelik her eserin müze envanterine eklenişi ile ilgili ayrı bir hikaye var. Dolayısıyla sadece bir anatomi müzesi değil, Türkiye’nin yakın tarihinden izler taşıyan bir mekan.

Yaşadığım şehirde 7. senesini tamamlayan bu müzeyi hayatımda ilk defa Müzenin Koordinatörü Doç. Dr. Okan Ekim ile birlikte gezdim. Korona döneminde müze ziyaretçiye kapalı olmasına rağmen değerli vaktini, keyifli sohbetini ve lezzetli filtre kahvesini benden esirgemeyen Okan Hoca’ya bir kere de huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Son olarak, müzedeki hiçbir hayvanın müzede sergilenmek için öldürülmediğini; yalnızca ölmüş hayvanların müze koleksiyonuna dahil edildiğini ve müze yönetiminin bu konuda son derece katı prensipleri olduğunu da, akıllara gelebilecek her türlü soru işaretini en başta cevaplamak için belirteyim.

Dilerim en kısa zamanda bu güzel müze ziyaretçi kabulüne yeniden başlar ve görmeyenler de Ankara’daki bu zengin bilgi birikiminden faydalanabilir.


Okan Hocam merhaba, bir yandan Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Anatomi Anabilim Dalında Öğretim Üyeliği yapıyor, bir yandan da müzenin koordinatörlüğünü üstleniyorsunuz. Benim işin tekniği konusunda hiç bilgim yok. Hangi yöntemler ile anatomi eserlerini muhafaza ediyorsunuz?

Body Worlds sergisini belki duymuşsunuzdur? İnsan bedenlerinin sergilendiği bir müze sergi. Body Worlds’de kullanılan plastinasyon tekniğini kullandık müzede de.

Body Words. Plastinasyon tekniği. Ankara Veteriner Anatomi Müzesi, Do. Dr. Okan Ekim Müze Koordinatörü. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi.

Plastinasyon tekniğini hayvanlarda yapmak için bir proje yazdık ve projemizin kabul edilmesi üzerine çalışmalara başladık. Müze projesi ile plastinasyon projesini eş zamanlı yürüttük ve birbirlerini tamamladılar.

Bir örnek gösterebilir misiniz plastinasyon tekniği ile muhafaza edilen?

Mesela bu elimde tuttuğum gerçek bir at beyni. Plastinasyon tekniği kullanarak muhafaza ettik. Bu teknikle bütün doku sıvısını ara madde yardımı ile alıp yerine polimer silikon koyuyoruz. Tamamen kokusuz bir madde bu. Sıvı içinde saklama gerektirmiyor.

Plastinasyon tekniği. Ankara Veteriner Anatomi Müzesi, Do. Dr. Okan Ekim Müze Koordinatörü. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi.

Diğer tekniklere göre artıları nedir?

İnsan sağlığına zararı yok ve uzun yıllar dokuyu muhafaza edebiliyor.

İnsan sağlığına zararı olmadığını özellikle vurguluyorum çünkü preparat hazırlamada kullanılan her teknik maalesef insan sağlığı açısından bu kadar da masum değil. Bazı preparatlar belirli çözeltiler içerisine konularak muhafaza edilir ve bu çözeltiler çoğunlukla toksiktir.

En büyük korkularımızdandır, toksik madde içeren bir preparatın camının kırılması ve ortalığa dökülmesi. 2 hafta laboratuvarı veya müzeyi kapatmamız gerekir. Etrafa feci bir koku yayılır. Günlerce geçmez.

O yüzden bu plastinasyon tekniği son derece kullanışlı, ayrıca dokuyu olduğu gibi muhafaza etmesi açısından da özellikli. Gösterdiğim at beyni, plastinasyon tekniği ile muhafaza edildiği için 100 yıl boyunca bozulmadan saklanabilecek, öğrencilerce çalışılabilecek kadar iyi korunuyor. Oysa öteki teknikler zehirli oldukları gibi, aynı zamanda da 2 yıl içinde bozulmaya başlıyorlar.

Düşünsenize siz bir dokudan çok güzel bir diseksiyon, bir eser yarattınız. Bir hayvanın vücudunun bir yerini sergiliyorsunuz. Bu yaratıcılık ve yoğun emek gerektiren bir iştir.

Ortaya çıkardığınız eseri herhangi bir teknikle sabitleyip korumaya kalktığınızda en fazla 50 yıl koruyabilirsiniz. Ama plastinasyon tekniği sayesinde eseriniz 100 yıl boyunca korunuyor. Hem sağlığa zararı yok. Hem de dokular birebir muhafaza ediliyor.  

Öyleyse müze bir yandan da zamana karşı çetin bir savaş veriyor…

Zamana karşı… Isıya karşı… Neme karşı… Sürekli yarışıyoruz.

Ankara Veteriner Anatomi Müzesi yaşayan bir müze. Sürekli dekompozisyon, bozulma devam ediyor ve siz ona karşı eserlerinizi korumaya çalışıyorsunuz veya yenisini yapmaya çalışıyorsunuz. Sürekli bakım, ilgi ve emek gerektiriyor.

Ankara Veteriner Anatomi Müzesi, Do. Dr. Okan Ekim Müze Koordinatörü. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi.

Atölyenizde nasıl çalışıyorsunuz? Bir hayvan anatomi müzesine koyulmadan önce hangi işlemlerden geçiyor?

Sizi bir atölyemize götüreyim. Bu atölyeyi hala kullanıyoruz.  

Ankara Veteriner Anatomi Müzesi, Do. Dr. Okan Ekim Müze Koordinatörü. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi. Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi atölye.

Bir de ziyaretçiye kapalı olan arka bölümümüz var. Oraya sizi güvenlik ve sağlık sebepleri ile sokmam mümkün değil. İşte en kapsamlı işlemleri o çalışma alanında yapıyoruz.

Zorlu bir süreçten geçer hayvanlar. Önce hayvana mümkün olduğunca az zarar vererek kesim yapılır. İç organlar çıkarılır. Kemikler derin kaynatma kazanlarında kaynatılır. Sonra puzzle gibi tekrar birleştirilir. Düşünsenize 200’den fazla kemik, önce teker teker ayrılır, kaynatılır, tekrar birleştirilir. Kemiklerin içinden teller geçirilir ve omurgaya bağlanır. Ayrıca kemikler birleştirilirken anatomik olarak doğru forma sahip olması gerekir. Nasıl bir emek var…

Sonra bir öğrenci geçerken dikkatsizlik eder, eli çarpar… Hayvanın bir yeri kırılır… O yüzden biz her ayın ilk pazartesisi müzeyi kapatır kapsamlı bir bakıma alırız. Kırılan, yıpranan eserleri onarırız. Tüm eserlerin tozunu alırız.

Tozunu nasıl alıyorsunuz zarar vermeden?

Queen’in I Want to Break Free şarkısında Freddy Mercury’nin dans ederken elinde tuttuğu o renkli çubuk var ya. Tam olarak onunla!

Şu anda korona sebebiyle müze kapalı. Hepimiz maske takmayı, koruyucu önlemler almayı yeni yeni öğreniyoruz. Ama hayvanlarla yakın temasta olan meslek grupları olarak salgın hastalıklara bizlerden çok daha fazla alışkın olduğunuzu tahmin ediyorum. 

Evet, salgın hastalık veteriner hekimlerin her zaman hayatında olan bir olgudur. Hayvandan insana geçen hastalıkları taşıyan hayvanlar önce bize gelir. Burada bir otopsi merkezimiz var.

Örneğin telefon çalar; “Kuduz bir hayvan var.” derler. “Şarbonlu dana var.” derler. Bunlar insanda ciddi ölümcül sonuçlar doğuran, hayvandan insana geçen tehlikeli hastalıklar.

Dolayısıyla her veteriner hekimin bu hastalıklarla karşılaştığında kullanması için özel koruyucu kıyafetleri ve kişisel koruyucu ekipmanı vardır. Hepimiz hazırlıklıyızdır. Tulumlarımız, elbiselerimiz, özel maskelerimiz. Ayrıca hepimiz biyolojik güvenlik kurallarını iyi biliriz. Fakültede veteriner öğrencilere biyolojik güvenlik kurallarını öğretiriz.  

Hatırlarsanız geçtiğimiz senelerde Ankara’da şarbon vakaları görülmüştü. Şarbonlu bir ineğin fakülteye otopsi için geleceği haberini aldığımızda öğrenciler dahil tüm okul biyolojik güvenlik düzeyine geçer. Veteriner hekimlerin salgın hastalık bilinci bu sebeple yüksektir.

Elbette dünya çapında bir salgın hastalığa, pandemiye biz de herkes gibi uyum sağlamaya, yaşam tarzımızı değiştirmeye çalışıyoruz. Bu kez sadece veterinerler değil, tüm toplum hayvandan insana geçen bir hastalık konusunda bilinçli. Biraz daha farklı bir durum.

Müzenin projelendirmesinden, en detay tasarımına kadar en başından beri aktif olarak işin içindesiniz. Müze projesi nasıl başladı?

Ankara Veteriner Anatomi Müzesi projesi 2009 yılında ortaya çıktı. Anabilim dalı başkanımız müze kurma projesinden bahsetti ve beni proje koordinatörü yaptılar. Ben de 2009 yılından itibaren bir yandan akademik çalışmalarıma devam ettim, diğer yandan da bir iki arkadaşımız ile birlikte gece yarılarına kadar müzenin kurulumu ile uğraştık.  

Böylece 2009 yılında başlayan maceradan yaklaşık 4 yıl sonra, 2013 yılında müzenin açılışını yaptık.

Müzecilik konusu teknik ve alışkın olduğunuz öğretim üyeliğinden farklı bilgi ve beceriler gerektiren bir alan. Bir müzeyi sıfırdan kurmak ve bu noktaya getirmek de çok zor olsa gerek. İhtiyaç duyduğunuz bilgilere nasıl eriştiniz?

Haklısınız. Ben bir veteriner hekimim. Uzmanlığım hayvan anatomisi. Müze projesi ortaya çıktığında ve gelişme kaydettiğinde müze eğitimi ve müze yönetimi konusunda kendimi daha fazla geliştirmem gerektiğini hissettim. Bu sebeple de geçtiğimiz yıllarda Ankara Üniversitesi’nde multidisipliner bir Müze Eğitimi Yüksek Lisansı yaptım. 

Ankara Veteriner Anatomi Müzesi kuruluş aşamasında iken bol bol müze gezdim.  Avusturya’daki, Paris’teki, Romanya’daki doğa tarihi ve anatomi müzelerini… Doğu bloğu ülkeleri özellikle hayvan anatomisi ve hayvan doldurma teknikleri konusunda çok ileriler.  Kendimi yurt dışı müzeleri gezerek ve onların uyguladıkları teknikleri gözlemleyerek geliştirdim.

Bakıyorum da… 7 yıl olmuş bile müze açılalı.

7. yaşınız kutlu olsun. Ankara Veteriner Anatomi Müzesi kurulduğundan beri çok popüler. Ankara içinde ve civar illerde özellikle okullardan çok ziyaretçi alıyorsunuz. Ne mutlu size.  

Çabalarımız, emeklerimiz sonuç verdi ve müze 10 Haziran 2013 yılında açıldı. “Oh işimiz bitti. Sonunda müze açıldı. Rahat bir nefes alabiliriz.” dedik. Ama işler pek de tahmin ettiğimiz gibi gitmedi. 

Müze medyadan çok ilgi gördü. Haber kanalları geldi, yazılı ve görsel basın müzeyi tanıttı. Böylece halk arasında müzenin bilinirliği ve tanınırlığı hızla arttı. Okullar akın akın randevu alıp gelmeye başladı. Bu aşamaya geleceğimizi hiç tahmin etmezdim ama 2013 yılında açılışımızdan itibaren proje katlanarak büyüdü.

Müzenin ziyaretçileri içinde özellikle öne çıkan bir yaş grubu var mı?

Her yaş ve kesimden ziyaretçimiz oluyor. Ama müzede öğrenci ve çocuk ziyaretçilerimizin bambaşka bir yeri var. Çocuklara yönelik müze eğimi programları ile Ankara Veteriner Anatomi Müzesi yeni bir vizyon ve misyon kazandı.

2013 yılından bu yana Ankara’da yaşayan ve çevre illerden gelen yaklaşık 20.000 çocuğa müze eğitimi verdik. Şu anda korona sebebi ile müze kapalı ama açık olduğu dönemde günde 200-300 öğrenci ağırlıyoruz. Çocukların büyük bir çoğunluğu ilkokul öğrencisi. Ama ortaokul ve lise öğrencileri de var. Çocukların yaş grubuna göre seçtiğimiz kelimeler, müze eğitimi programımız değişiyor. Özellikle küçük yaş gruplarında kullandığımız kelimelere, ifadelerimize çok dikkat etmemiz gerek. Yanlış seçilen bir sözcük, küçük çocuğun aklından yıllarca çıkmayabilir ve müzede gördükleri hakkında olumsuz hisler taşımasına sebep olabilir.

“Müze, dinamizmi sayesinde şu durağan 100 yıllık binanın içinde her gün cıvıl cıvıl çocuk seslerinin duyulmasını sağlıyor. Her gün 200 çocuk geliyor.” 

Veteriner Fakültesi öğrencilerinin eğitim hayatlarını nasıl değiştirdi müze?

Hep söylüyorum, anatomi dediğiniz alan kadavralar içerisinde geçer. Monoton bir yaşamdır anatomistin yaşamı. Durağandır. Bu sebeple öğrenciler tarafından pek sevilmez. Ama müze ile bu bakış açısı değişti. Anatomi renkli, dinamik bir alan oldu. Veteriner öğrenciler artık anatomi dersine gelmekten mutlu çünkü artık anatomi dersi durağan bir yer değil. Aktif olarak çalışıyorlar.

Bize iskeletin yapılmasına yardım eden bütün öğrencilerin ismini o iskeletin altına mutlaka yazıyoruz. Kendi isimlerimizi yazmıyoruz. Ama öğrencilerimizin ismini yazıyoruz. 

Bir öğrenci 10 sene sonra geldi geçenlerde. Bir ilçede tarım müdürü olmuş. Öğrenciyken yaptığı kedi iskeletini gördü. Heyecanla: “Hocam bizim kedi hala duruyor.” dedi. “Evet” dedim, duruyor. 

Aidiyet duygusu… “Benim bir parçam hala Ankara Üniversitesi’nde” diye hissetmek… Bu çok önemli.  

Deyim yerindeyse anatomiyi hacklemişsiniz. 

Aynen de öyle oldu. Anatomiyi hackledik. Kimse tahmin etmezken anatomi böyle bir özellik kazandı. Yalan olmasın, müzeyi kurarken bir gün bu aşamaya geleceğimizi hiç tahmin etmezdim. 15 yıl önceki halimle, bir gün topluma bir müze aracılığıyla faydalı olacağımı da hayal edemezdim.


“Tıp insanı iyileştirir,

veteriner insanlığı”

“Müzenin en değerli parçası şudur” diyebileceğiniz bir eser var mı?

Bunu demek çok zor. Ama bazı eserler vardır; “prestij eseri” olarak adlandırırız. Prestij eserleri, yapabileceğimizin en iyisini gösterdiğimiz, çok emek verdiğimiz, en ufak detayına kadar düşündüğümüz eserlerdir. Örneğin girişte sizi karşılayan koca at iskeleti bir prestij eseridir.

Arkasında “medicina hominem curat veterinaria humanitatem” yazar. “Tıp insanı iyileştirir, veteriner insanlığı” anlamına gelir.

Müze anatomi müzesi olduğu kadar, bir tarih müzesi. Hikayeleri arşivliyor musunuz?

Dediğiniz gibi, müzede her parçanın bir hikayesi var. O hikayeleri mutlaka saklıyorum. Arşivlemek ve sizden önce sizin bugün yürüdüğünüz yolları yürümüş kişilerin adımlarını hatırlamak önemli. Hafızayı yitirmemek önemli.

Prof. Dr. Hans Richter’in Mirası

Şu anda içinde olduğumuz Veteriner Fakültesi 100 yıllık bir bina. Alman ve Macar mimarisine göre yapılıyor. Altında yer altı galerileri ve tüneller var. Bir bombardıman veya işgal halinde kaçılabilecek şekilde tasarlanmış. İlk Anatomi Enstitüsü Direktörümüz Prof. Dr. Hans Richter Hitler’den kaçarak Atatürk’ün daveti üzerine Türkiye’ye gelmiş.

Sabahattin Tuncer’in Çizimleri

Bir başka anektod daha anlatayım. Eyüp Sabri Tuncer’in oğlu Sabahattin Tuncer zamanında anatomi illüstratörü olarak bu Anatomi Enstitüsü’nde çalışmış. Müze açılışına yaşlı bir bey geldi ve “Evladım, ben 1933- 1940 yılları arasında burada çalışmıştım.” dedi. İsmini sorduk: “Ben Eyüp Sabri Tuncer’in Yönetim Kurulu Başkanı Sabahattin Tuncer” dedi. Meğer babası Eyüp Sabri Tuncer ile kolonya işine girmeden önce burada anatomi illüstratörlüğü yapıyormuş. Sabahattin Bey müze açılışına geldiğinde zamanında kendi yapmış olduğu hayvan çizimlerini de gördü ve çok duygulandı.

Ali Kuşçu’nun Doldurulmuş Hayvanları

Bir gün biri: “Atatürk’ün köpeğini dolduran Ali Kuşçu benim dedem. Bir zamanlar burada çalışıyormuş.” dedi. Araştırdık hakikaten doğru. Keçiören’de bir bağ evine gittik. Apartmanlar arasında 2 katlı bir bağ evi. Öylece kalmış. Kapıyı zar zor açtık, sıkışmış. Bir de ne görelim: evin içi Ali Kuşçu tarafından doldurulmuş hayvanlar ile dolu. Hayvanları aldık müzeye getirdik.

İsmet İnönü’nün Filleri

1945 yılında Hindistan Racası İsmet İnönü’ye 3 tane fil hediye eder. Ölen fillerden biri 1996 yılında fakülteye gelir.  Bu arada, bir tane fil dişinin şu anki ortalama değeri 900 euro civarı. Onun için öldürüyorlar bu canım hayvanları. 

Ankara Veteriner Anatomi Müzesi, Do. Dr. Okan Ekim Müze Koordinatörü. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi.

İsmet İnönü’nün Hindisi

Amerikalıların hediye ettiği hindi Çankaya’da…”

Burada sergilenen hindi ile birlikte bir kağıt buldum. Üzerinde “Reis-i Cumhur’a bu hindi 1945 yılında hediye edilmiştir.” yazıyor. Hemen Milli Kütüphane’ye gittim. 1945 yılına ilişkin gazeteleri taradım. Hakikaten de var haber: “Amerikalıların hediye ettiği hindi Çankaya’da.”

İsmet İnönü’nün en büyük özelliği tarıma ve hayvancılığa çok düşkün olması. Hatta burada, veteriner fakültesinde gelip ders dinlemişliği vardır. Ne kadar doğru bilmiyorum ama “bir baba hindi, arabaya bindi” şarkısının orijinalinin buradan geldiğine ilişkin de rivayetler var.  

Melih Gökçek’in Ayıları

Azerbaycan Bakü Sirki kapanınca Melih Gökçek oradaki sirk hayvanlarını alır ve Ankara’ya getirir. Büyük Ankara Sirki’ni yapar. Büyük Ankara Sirki’nde yangın çıkınca 11 tane ayı duman zehirlenmesinden kafesinde ölür maalesef. Hepsi buraya otopsiye getirilir. Bu gördüğünüz ayı da onlardan biri.

Şu nokta çok önemli; bu müzenin kurulmasında burada gördüğünüz hayvanlar öldürülmedi. Hiçbir şekilde canlı hayvan zayi etmedik. Bu çok önemli bizim için. Eğitim vereceğim diye bir başka canlının hayatını kısıtlıyorsanız bunda bir sıkıntı var demektir. 

Bonus: Öğrencilerin Kopyaları

Bunlar öğrencilerden topladığımız kopyalar. Bunları da koyuyoruz. Elektronik böcek takıp girmiş bazısı. Bazısı da epey çalışmış. 


Ankara Veteriner Anatomi Müzesi’nin İnternet Sayfası’nı buradan ziyaret edebilirsiniz.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Slide 2

Bugünkü söyleşimizde Psikoloji Bilim Uzmanı ve Aile Danışmanı Sayın Şirin Şinikçi'yi ağırladık. COVID-19 döneminde çocuk psikolojisine ilişkin bilinmesi gerekenler neler? Çocuğa ölüm haberi nasıl verilir? Çocukların kıyafet seçimleri nasıl ve niçin düzenlenir? Keyifli okumalar dileriz.

Slide 2

“1932 yılında Üsküdar’da doğan Ayfer Akkal, gerçek bir İstanbul hanımefendisi. Bin dokuz yüz otuzlu yıllardan itibaren tanıklık ettiği İstanbul’u; Cumhuriyet ilan edildikten sonra da etkisini hissettirmeye devam eden Osmanlı saray kültürünü; okuldaki izcilik ve atletizm maceralarını; iki çocuğunun birini IDSO’da başarılı bir müzisyen, diğerini ise seçkin bir iş kadını olarak yetiştirişini öyle canlı anlattı ki, konuşmamız hiç bitmesin istedim.” Begüm Feyzioğlu yazdı.

Slide 3

Devlet Tiyatrolarında ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Tiyatrolarında ışık tasarımı alanında uzun yıllar çalışmış Ersen Tunççekiç ile röportaj yaptık.

Slide 3

Bana ilham veren bir cumhuriyet kadınının, azimli bir köy öğretmenin Bursa’dan Afganistan’a uzanan hikayesini anlatacağım size. Daha doğrusu o kendi hikayesini anlatacak, ben aracı olacağım. Kahramanımızın adı Gülten Bengür. Benim anneannem… Ama bu bilgiyi sadece bir detay olarak veriyorum. Çünkü anneannem olmak haricinde, yaşamının 87 baharına sığdırdığı o kadar macera var ki, “birinin anneannesi olmak” bunların yanında fazlasıyla sıradan kalıyor.

previous arrowprevious arrow
next arrownext arrow

Son yazılanlar: